27 Haziran 2011 Pazartesi

Limon Yeşili'nde Çekiliş Var: Kelebek Tarak Toka ve Accessorize Kolye :)

Sevgili Limon Yeşili okuyucuları, yorumlarıyla yalnız olmadığımı hissettiren çok değerli arkadaşlarım, blogumda henüz hiç yarışma, çekiliş..vs düzenlemedim biliyorsunuz..Limon Yeşili takılarından birini hediye edeceğim bir çekiliş yapmak için sabırsızlanıyorum ama blog takipçilerinin sayısının 200 olmasını ya da Facebook sayfamın fanlarının sayısının 500 olmasını bekliyorum..Her ikisine de 50 kişi var aşağı yukarı..:) Bu arada çekilişimsi bir şey yapayım diyorum. :)



Resimde gördüğünüz kelebek tarak toka ve Accessorize kolyeyi, bu yazıya yorum bırakan bir kişiye göndermek istiyorum. Tek yapmanız gereken:

-Facebook sayfamı beğenmek,
-Çekilişi blogunuzda duyurmak ve buraya yazınızın linkini bırakmak.

Blogunuz yoksa;

-Facebook sayfamı beğenmek
-Bu yazıyı Facebook duvarınızda paylaşmak ve buraya yazmak

Sadece bu yazıya bırakılan yorumları değerlendireceğimi hatırlatmak isterim.




Bu basbayağı çekiliş oldu ama, neyse! :) 4 Temmuz 23.59'a kadar devam ediyor olacak, sonuçları 5 Temmuz sabahı yayınlayacağım. Çekilişle ilgili ya da aklınıza gelen her konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazın lütfen. (Tabi ki çekiliş için değerlendirmeye alınacak olanlar yukarıda şartları yerine getirenler olacak) Herkese bol şans ve sevgiler :)

20 Haziran 2011 Pazartesi

Sosyal Medyayı Kullanarak İş Bulmak İçin 5 Akıllı Yol

Fütürist, iş-gelecek tasarımcısı, teknoloji misyoneri, blogger, internet yazarı Ufuk Tarhan, “anlayın, yapın, işlem tamam” diyerek J Mashable.com’dan sitesinde yer verdiği makalenin çevirisini "tercüme eden olursa yayınlayacağını" söylemiş. Ben de yazıyı tercüme ederek kendisine gönderdim ve sitede yerini aldı. Yazıyı burada da yayınlıyorum:


Dan Schawbel Me 2.0’da yazıyor ve kişisel marka yönetimi konusunda danışmanlık veren Millenial Branding şirketinin kurucusu. Bugüne kadar Google, Harvard, Time Warner, IBM, ve CitiGroup’ta kişisel marka yönetimi üzerine konuşmalar yaptı. Daha detaylı bilgi için Personal Branding Blog adlı blogunu ziyaret edebilirsiniz.


Sosyal medya, doğru işi bulmanızı ya da size o işi bulabilecek doğru insanlarla bağlantıya geçmenizi gittikçe daha kolay hale getiriyor. İş arayan çoğu insan hala geleneksel iş arama yönetimlerini kullanıyor. New York Post’ta yayınlanan bir habere göre bir kadın 99 hafta boyunca 1000’den fazla iş ilanına başvurmuş ve sadece 2’sinden mülakat talebi almış. İş arayan her üç kişiden biri 1 yılı aşkındır işsiz ve ortalama bir kişi 5 aydan sonra iş aramayı bırakıyor.

Ama sizin sonunuz bu profesyoneller gibi olmak zorunda değil! Kim olduğunuzu, sizi piyasada diğerlerinden farklı kılanın ne olduğunu anlayarak ve online mecrada kişisel markanızı inşa ederek piyasada rekabet edebilir hale gelebilirsiniz. Kendi websitenizi açtıktan ve sosyal ağlarda profilinizi oluşturduktan sonra, sadece faturaları ödeyen değil, hayallerinizdeki işi kapmak için bağlantılarınızı ve yeteneklerinizi kullanmaya hazırsınız demektir.

Elance’a göre gittikçe daha çok firma sosyal ağları kullanarak işe alım yapıyor ve genç profesyonellerin %40’ı iş bulmak için sosyal medyayı kullanıyor.

1. Sosyal Grafiğinizi Yükseltin



İnsanlar diğer insanlar sayesinde iş bulurlar, bilgisayarlar sayesinde değil. Eğer çalışmak istediğiniz şirkette kişisel bir bağlantınız varsa iş bulma şansınız artar. Ancak tek yaptığınız iş ilanlarına CV’nizi göndermekse iş bulma şansınız pek yok demektir. Bundan 10 yıl önce, arkadaşlarınıza kimleri tanıdıklarını sormak ve onların nerede çalıştıklarını hatırlamak çok fazla çaba gerektirirdi. Şimdi ise sosyal ağlar sayesinde tüm bu bilgiler parmaklarınızın ucunda. İş arayanlar için bunun anlamı artık girmek istediğiniz şirketlerde çalışan insanlara kendinizi tanıtma imkanınızın olması. Eğer şirketseniz telefonla ulaşmaya çalışmak yerine kendinizi bu yolla tanıtabilirsiniz. İnternet sizin kişisel araştırma laboratuarınız. İşte size iş arama sürecinde yardımcı olacak birkaç araç:

LinkedIn: LinkedIn size işveren yöneticilere ulaşma imkanı veriyor. Profilinizi oluşturduktan sonra ilk olarak bütün e-mail kontaklarınızı yükleyin ki o listeyi temel alarak arama yapabilesiniz. Daha sonra lokasyon filtrelemesi yaparak firma ya da pozisyon araması yapın ve yüklemiş olduğunuz mevcut bağlantılarınızdan kimlerin sizi bu yöneticilere ulaştırabileceğini görün. LinkedIn’de hem çalışanlar hem de şirketlerle ilgili bütün bilgiler mevcut olduğu için artık sizden mülakatlardan önce haklarında gerekli araştırmayı yapmanız, yani görüşmelere ev ödevinizi yaparak gitmeniz bekleniyor.

InTheDoor.com: InTheDoor.com, Indeed.com’un veritabanındaki tüm işlerle, Facebook bağlantılarınızı örtüştürerek hangi bağlantılarınızın sizi belli işlere ulaştırabileceğini ortaya çıkartıyor. Arkadaşlarınızın çalıştığı şirketlerde iş bulabilir, farklı şehirlerde ya da firma veya pozisyon ismi ile arama yapabilirsiniz.

BranchOut.com: InTheDoor.com’da olduğu gibi, BranchOut da Facebook bağlantılarınızdan yararlanıyor. Temel farkı BranchOut’a Facebook profilinizden ulaşıyorsunuz. Facebook’ta profesyonel bir kimlik kurmak her zaman sıkıntılı olmuştur ve BranchOut buna çözüm getirmeye çalışıyor. En son Redpoint Ventures’tan aldığı 18 Milyon Dolarlık yatırımı, 3 milyondan fazla iş ilanı ve 20.000 staj ilanı ile gerçekten ciddi çalışan bir site. LinkedIn’de olduğu gibi burada da profil sayfanızda recommendations (tavsiye eden kişiler) bulunabiliyor ve FourSquare’daki gibi rozet kazanabiliyorsunuz.

2. Artırılmış Gerçekliği ve İş Arama Aplikasyonlarını Kullanın

İnsanlar artık birkaç dokunuşla iPhone veya Android’lerinden iş aramaya ve başvuru yapmaya başladı. LinkUp’a göre iş arayanların %20’si iş aramak için akıllı telefonlarını kullanıyor. Artırılmış gerçeklik, gerçek olanla bilgisayarla yaratılmış olan arasındaki ayrımı gittikçe kaldırıyor. Eğer iPhone kullanıcısıysanız, “Layar” uygulamasını mutlaka indirin. Yükledikten sonra “JobAmp Mobile” a gelin. Bu size mevcut lokasyonunuza yakın çevredeki firmaları ve açık olan pozisyonlarını gösterecek.

2009’da Mashable’da “En İyi iPhone İş Arama Aplikasyonları ”adlı bir yazı yazmıştım. O günden bu yana, aramanızda işinize yarayacak başka güzel aplikasyonalar keşfettim:

-CareerBliss (Ücretsiz) Firma bilgileri ve maaş bilgilerini bulabilirsiniz. Yaklaşık 3 milyon iş ilanı var.

-GoodJob ($4.99) İş arama sürecinize ait her şeyi organize edebilmeniz için.

-Real-Time Jobs (Ücretsiz) Twitter’daki iş ilanları için.

-BusyBee (Ücretsiz) Freelance çalışanlar iş fırsatları bulabilir.

3. Online Nüfuzunuzu İnşa Edin

                        
On yıl öncesine kadar eğer belli becerilere sahip iseniz (örn. C++ programlama) bir iş bulmanız neredeyse garantiydi. Mezun olur olmaz bir iş bulabilirdiniz. Ancak ekonomi gelişip daha rekabetçi hale geldikçe firmalar daha farklı becerilere önem vermeye başladılar. İletişim, organizasyon, liderlik..vs gibi “soft skill” özellikler tercih sebebi haline geldi. Firmalar artık tutku, takım oyunu, ve kültürel uyum gibi özelliklere de önem veriyorlar. Günümüz dünyasında ise sadece bu 2 tip özelliğe sahip olmanız yeterli değil, online etki alanınızı oluşturmak durumundasınız. Eğer 2 aday kağıt üzerinde benzer niteliklere sahipse ve iletişim becerileri de aynıysa, farkı online’daki varlıkları yaratacak.
Online etki alanı kaç tane bağlantınız olduğu, bu bağlantıların kimler olduğu (ve onların da ne kadar etki sahibi olduğu), kaç kişinin ve kimlerin sizin oluşturduğunuz online içerikleri paylaştığı, kaç kişinin websitenize link verdiği.. ile ölçülen bir olgu. Online etkinizi ölçen ve bunu puanlayan Klout.com adlı site çalışanlar arasında gittikçe popüler hale geliyor. Eğer yüksek bir Klout puanınız varsa, diğer aday karşısında tercih sebebi olabilir. Firmalar online etkisi yüksek kişileri işe almak istiyorlar çünkü hedef kitleleri tarafından zaten tanınan kişilerle çalışmak istiyorlar. Firmalar, geniş networke sahip insanların daha üretken olduklarını, yeni iş fırsatları yaratmada, en iyi yetenekleri işe almada ve markalarını pazarlamada networkü dar olan isanlara göre daha başarılı olduklarını düşünüyorlar.

4. CV Yerine Multimedyayı Kullanın

Yakın zamanda yapılan bir OfficeTeam anketi, şirketlerin %36’sının “sosyal ve profesyonel ağlardaki profillerin CV’lerin yerini alacağını” düşündüğünü ortaya koyuyor. Gittikçe daha fazla profesyonel internette kendilerini tanıtmak için yaratıcı yollar kullanıyor. Rap videoları, “beni işe al” diyen bir blog ve SlideShare.net sunumları gibi örnekler var. Bu taktikler işe yarayabilir, hatta medyanın ilgisini çekerek bazı iş teklifleri almanızı sağlayabilir. İş arayan insanlardan çok küçük bir kısmı böyle yöntemler denediği için öne çıkıyorlar ve videoları ya da siteleri sosyal ağlarda çok geniş şekilde paylaşılıyor.
• SlideShare.net: Kendi PowerPoint sunumunuzu hazırlayın, SlideShare’e yükleyin ve networklerinizde ya da sitenizde paylaşın. Sunumunuz teknik becerilerinizi, projelerinizi..vb içerebilir. İşte bir örnek.

QR Codes: Sosyal ağlarda paylaşacağınız QR Code barkod ile işverenleri websitenize yönlendirebilirsiniz. Barkodu aynı zamanda basılı olarak da yapabilirsiniz. Örnek.


• Viral Videolar: Kendinizle ilgili ya da farklı videolar yapıp YouTube’a yükleyebilirsiniz. Kendinize ait bir video özgeçmiş de hazırlayabilirsiniz. Örnek.

• Yaratıcı Bir Websitesi: Yaratıcılığınızı kullanın ve kendi isminizle yaratıcı bir websitesi yapın. (isimsoyisim.com) Örnek

5. Kendinizi Bir Reklama Dönüştürün

İnsanların dikkatini çekmenin bir başka yolu da ulaşmak istediğiniz şirketler ya da kişilere kendinizin reklamını yapmak. En çok kullanılan yöntemler Facebook reklamları, Google AdWords, bloglara reklam vermek ve LinkedIn Reklamları. Bunlar aslında firmaların kullandığı yöntemler ama iş ararken kullanabilirsiniz.

2010 yılında Alec Brownstein çalışmak istediği şirketteki tepe yöneticileri hedef alan kendisiyle ilgili bir reklam hazırladı. Bu kişiler Google’da kendilerini arattıklarında, sayfanın tepesinde reklamları çıktı ve Alec Brownstein görüşmeyi kaptı. Amacınız işverenin dikkatini çekecek bir reklam olması ve linkin doğrudan websitenize ya da LinkedIn profilinize yönlendirmesi. Reklamınızın uzmanlık alanınızı net bir şekilde belirtiyor olması da çok önemli.


Açıklama: Yazar LinkedIn’de hissedardır.

Kaynak: Mashable.com

18 Haziran 2011 Cumartesi

110 Yıldır Sönmeyen Ampülün Sırrı ya da Planlı Eskime

Bugün milliyet.com’da bir haber vardı: California’daki bir itfaiye istasyonunda 110 yıldır yanan bir ampülün fotoğrafı ve onun sırrı..Yorumlarda ampülün içindeki ışığı Allah yazısına benzetenler olduğunu okudum. Belki haberi hazırlayanlar da bunu düşünerek böyle bir başlık kullanmışlardır..Ampülün içindeki ışıkta gerçekten bir şey yazıp yazmadığı ayrı konu ama o ampülün nasıl 110 yıldır yandığını merak ediyorsanız işte gerçek “sırrı”:


Birkaç ay önce bir belgesel izledim. “Çöp/İsraf Dağları” ya da diğer adıyla “Ampül Komplosu”

Belgesel kısaca “Planlı Eskime” olarak adlandırılan olguyu yani “kullan at” kültürünün ve tüketim toplumunun nasıl planlı olarak yaratıldığını, günümüz ekonomik sisteminin planlı eskime olmadan yürümesinin nasıl mümkün olmadığını anlatıyor. Ampül komplosu denmesinin sebebi bu olguyu, yüzbinlerce saat yanacak biçimde tasarlanmış ve üretilmiş olan ilk ampüllerin ömrünün nasıl adım adım kısaltıldığı üzerinden anlatması.

Türkçe altyazılısı var mı bilmiyorum ama İngilizce olanına buradan ulaşabilirsiniz:

Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Hikaye özetle şöyle:


İlk olarak 1924 yılında ABD’de kurulan bir elektrik karteli, ampüllerin saat ömürünün sınırlanmasına, daha sık değiştirilecek biçimde yeniden tasarlanmasına karar veriyor. Çünkü uzun ömürlü ampüller firmalar açısından ekonomik olarak avantajlı değil.

Böylece üretici firmalar gittikçe daha hassas ve ömrü 1000 saati aşmayan ampüller tasarlamak ve üretmek üzere bu kartel tarafından baskı altına alınıyor.

1929 yılında yaşanan Büyük Buhran’dan yani büyük ekonomik bunalımın ardından işsiz kalan insanların istihdam edilebilmesi ve ekonominin canlanması için en iyi çözüm talebi arttırmak. Ekonominin çarklarının dönmesi için tüketimin artması gerek, buna bağlı olarak üretimin artması ile birlikte istihdamın artması amaçlanıyor. Bunun için de çözüm yasal düzenlemeler ile planlı eskimeyi zorunlu hale getirmek..Ancak bu fikir 1950’lere kadar rafta kalıyor. 1950’lerde ise bu fikir tekrar su yüzüne çıkıyor ancak önemli bir değişiklik ile..Planlı eskimeyi zorunlu hale getirmek yerine insanlar için bu çekici hale getiriliyor. Daha yeni, daha iyisine sahip olmayı çekici hale getirerek..


Şu cümleler çok ilginç: “Avrupa’nın sonsuza kadar dayanacak ve en iyi ürünü üretme yaklaşımına karşı, Amerika’nın yaklaşımı Amerikan tüketicisinin bir ürünü belli bir süre kullandıktan sonra mutsuz olmasını, ondan kurtulmasını ve mümkün olan en yeni modeli almak istemesini sağlamaktır.”

Ampülden sonraki kurban külotlu çorap dediğimiz ilk naylon çoraplar..Piyasaya ilk çıktıklarında kadınlar
arasında bomba etkisi yaratıyor..Naylon çorapların bu kadar sevilmesinin bir başka sebebi inanılmaz sağlam olması. Sağlamlığını göstermek için üreticileri reklamlarda araba çekici olarak kullanıyorlar. Ama yine aynı sorun baş gösteriyor. Çorap o kadar sağlam ki bir kadın bir çorabı ömür boyu giyebilir! Ve yine aynı şekilde, firma mühendislerine çorabı daha hassas şekilde yeniden tasarlamalarını salık veriyor. (Bunu o zaman firmada çalışan mühendisin kızı anlatıyor)

Peki günümüzde kullandığımız teknolojik aletler? Printerlar, iPodlar..Belgesel’de anlattığına göre onlar da kısa sürede bozulmak üzere tasarlanıyor..Ve öyle ki çoğunun tamir ya da yedek parça masrafı, ya yenisinin fiyatına yakın, ya da daha fazla.

Gana’daki atık bilgisayar kasası dağları, bir adamın 1985’te Doğu Berlin’de aldığı buzdolabının içindeki hiç değiştirilmemiş ve hala yanan ampül, sonsuza kadar dayanan ipliği üreten mühendis filmi de diğer ilginç hikayeler..

Bugün kullandığımız anlamda “tüketim toplumu” olgusunun bundan sadece 60 yıl önce 1950’lerin Amerika’sında ortaya çıkmış olması ilginç değil mi?

Sizce reklamlar özendirici rol oynayıp insanların ihtiyacı olmayan şeylere sahip olmak için borç altına girmelerine mi sebep oluyor? Ya kredi kartı kullanımı ve tüketici kredilerindeki patlama? Peki ya o “tüketici dostu”, “çevreci”..bildiğimiz büyük firmalar da bunu yapıyor mu? “Ekonomiyi” canlandırmanın yolu tüketimi arttırmak mı? Belki de planlı eskime bundan 80 yıl önce radikal bir şeydi ama çağımız için o kadar olağan bir şey haline geldi ki, kimse sorgulamıyor bile..Siz ne dersiniz?

Edit: Belgeselin başlarında, elektronik aletler satan bir mağazada satış temsilcisi, bozulan printerını getiren müşteriye printerların tamir masrafının neredeyse yenisine yakın olduğunu söyleyerek kendisine broşürden modeller gösteriyordu..Birkaç gün önce benzer sahneyi kendim yaşadım..Satış temsilcisi aldığım cep telefonunun kırılma, hasar görme..vs durumlarında tamir masrafının €150 olduğunu (neredeyse cep telefonunun fiyatına yakın) ama 40 TL'lık bir sigorta yaptırırsam bu tamiri 1 sene boyunca ücretsiz yaptırabileceğimi söyledi. Ben de sigortayı yaptırdım..Benzer sahne dünyanın her yerinde tekrar tekrar yaşanıyor..

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kendin Yap/DIY Takı Sunum Kartları

Takı-aksesuar tasarımları yapıyor ve online olarak satışını yapıyorsanız, gönderim için ürünlerinizin şık, sağlam ve pratik bir şekilde nasıl paketlemeniz gerektiği konusu büyük ihtimalle sizin için de sıkıntı oluşturuyordur. Ben de, ilk başlarda bu konuyla ilgili hiçbir bilgim ve deneyimim olmadığı için, zaman içinde takı ve aksesuarlarımı farklı şekillerde, farklı yöntemlerle paketleyerek gönderdim. Ama işin doğrusu çoğu pek içime sinmiyordu.


Elbette bu iş için resimlerde görünen kartlardan satılıyor. Üstelik üzerine isminizi, markanızı, istediğiniz yazıyı, resmi istediğiniz şekilde bastırarak kişiye özel tasarımlar da yaptırabiliyorsunuz. Benim şuan bu kartlardan yaptırma imkanım yok, ama küpe, bilezik, kolye ve tokaların da güzel ve sağlam bir şekilde sunumunu yapmak istiyorum.

Ben de evdeki malzemelerle aşağıdaki kartları yaptım :) Hem de elimdeki malzemeleri değerlendirdiğim için ayrıca mutlu oldum. Tam bir geri dönüşüm projesi oldu.








Kullandığım malzeme ise sadece karton ve pasta kağıdı!

Kartonları küpe, bilezik ve kolye takabileceğim boyutlarda keserek üzerine süs kağıtlarını yapıştırdım. Hepsi bu :)

Takılar üzerlerinde nasıl duruyor? :)

27 Nisan 2011 Çarşamba

Müşterilerinizin Online Mağazanızdan Beklediği İlk 10 Şey


Online bir mağazada satın alma kararını etkileyen müşteri beklentilerinin sıralandığı bir araştırma yapılmış. Yazıyı biraz geç keşfettim ancak ister el yapımı ürünlerinizin satışını yaptığınız kendi halinde bir dükkanınız olsun, ister ticari ve daha profesyonel, online dükkanlarımıza/websitemize farklı bir gözle bakmamızı sağlayacak ve hatalarımızı fark etmemizde çok faydalı olacağını düşündüğüm bir yazı.


Fiyat ve Kargo Bilgisinin Açık ve Net Bir Şekilde Belirtilmiş Olması - %95.5


Aslında bu sonuç sürpriz değil. Birçok araştırma “etiket şoku”nun yani kargo ücreti ve vergiler eklendikten sonra ortaya çıkan son fiyatın siparişin son anda iptal edilmesinin sebebi olduğunu gösteriyor.

Aşağıda, sadece fiyatın değil, kargo, garanti ve teknik servis bedellerinin de açıkça belirtilmiş olduğu bir örnek görüyorsunuz.


Güven Veren Bir Görünüm - %76.5

Eğer çok tanınan bir isim değilseniz, sitenizin güvenilirliğini düzenli ve profesyonel görünen bir dizayn ile arttırabilirsiniz (Evet, ilk izlenim önemli) Güvenlik logoları, dükkan yorumları ve iletişim bölümünde mail adresleri belirtmek de güvenilirlik düzeyini arttıracaktır.

Aynı zamanda müşterilerin korkup kaçmasına sebep olacak süresi bitmiş SSL Sertifikası uyarı mesajlarından kaçınmalısınız. (çok büyük sitelerin bile bu hataya düştüğü görülüyor)

 
Anasayfada Ürünlerin Gösterimi – 70.8

Çoğu online mağaza anasayfasında ürün sergiliyor, ama hepsi değil. Örneğin Abercrombie&Fitch:

Araştırma; müşterilerin ürünleri “çok satanlar, yeni gelenler, öne çıkanlar” şeklinde mi yoksa bir banner, flash ya da buna benzer başka bir şekilde mi görmeyi tercih ettiğini belirtmiyor. Ama anasayfanın amacının ziyaretçiyi cezbetmek ve siteyi keşfe çıkmasını sağlamak olduğunu düşünürsek, müşterinin menülerle ve arama kutularıyla uğraşmadan sitede bulabileceklerine dair doğrudan bir fikir elde etmesinin önemini anlayabiliriz.

Elbette sadece ürünü göstermek yeterli değil. Anasayfanın tasarımı ve sunumu da çok büyük etki sahibi.


Görsel Olarak Çekici Olması- % 66.7

Sitenizin güven veren bir görünüme sahip olmasına benzer şekilde müşteriler aynı zamanda sitenin genel görünümü ve yarattığı hissi de önemsiyor.

Sitenizin görsel olarak çekici olup olmadığını belirlemek için kullanabileceğiniz birçok düşük maliyetli toollar bulunuyor.

(Sitede bu toollarla ilgili de bir yazı yazılmış. Şimdilik ona yer veremiyorum ama dileyenler buradan ulaşabilir)


Genel Toplam Hesaplayıcısı (kargo ücreti, vergiler..vb) - %59.1

Ödemeden önce kargo ücreti ve vergiler dahil genel toplamın gösterilmesi, son andaki iptalleri azaltıyor. Ama bunun conversion oranını çok yükselteceğini de düşünmeyin. Eğer kargo ve vergiler dahil fiyat çok yüksekse, yine de müşterinin siparişini iptal etmesine sebep olabilir. Mesele, müşterilerinize böyle araçları sunuyor olmanızdır, bu size fazladan puan kazandırır.



Arama Fonksiyonu - % 48.2

Ürün gamınız ne kadar genişse, arama fonksiyonu sizin için o kadar önem arz ediyor. Arama kutusu olmayan bir e-ticaret sitesi bulmak zor olsa da, yine de yok değil, hem de çok ünlü markalarda bile.

Ancak önemli olan sadece bir arama kutusunun olması değil, aramanın fonksiyonelliği. Web kullanıcıları Google’ın önerme özelliğine gittikçe daha fazla alışıyor. (siz bir kelime yazmaya başladığınızda henüz yazmadığınız kısmı için kelime veya ilgili sonuçlar önermesi) Gittikçe daha fazla online mağaza arama sonuçlarının kullanılabilirliğini (usability) arttırmak, “hiç sonuç bulunamadı” sonucuyla karşılaşmamak için sitelerine otomatik tamamlama toolları yerleştiriyor. Kullanıcıların, “ara” butonuna basmadan, kelime önerisi ve hatta ürün önerisi sunulması beklentisi gittikçe artıyor.

Arama sonuçlarının kullanılabilirliği de çok önemli. Kategori, fiyat, puan/yorumlar, renk, boyut..gibi filtreleme özelliklerinin olması müşteri beklentileri arasında.

Mükemmel bir arama sonuçları sayfasında filtreler, fiyatlar, stok durumu, büyük thumbnail fotoğraflar, ürün bilgisi, sepete/wishliste ekle butonları bulunur.


Gizlilik Bildirimi- % 45.5

Hukuki terimlerle uğraşmak zor olsa da, bazı insanlar gizlilik kurallarının belirtilmiş olmasını önemsiyor. (okumasalar bile). Sadece gizlilik kurallarınızın olması değil, bunun müşterinin “güvenlik/gizlilik endişesi” yaşadığı yerlerde bulunabilir olması da çok önemli.

Müşteri Görüşleri- %40.9

İnsanların müşteri görüş ve deneyimlerini ne kadar önemsediğine dair birçok araştırma bulunuyor. Puanlar ve deneyimler kötü bir alışveriş deneyimi riskini azalttığı gibi, görüşler arasında olumsuz olanlara da yer verilmiş olması, sitenin güvenilir olduğu inancını arttırıyor.


Online Müşteri Hizmetleri (canlı destek)- % 32.5

Canlı destek sadece müşterilerin sorularına cevap almalarını sağlamakla kalmıyor aynı zamanda ödeme anındaki sorunlarda anında destek almalarını sağlayıp, siparişten vazgeçerek iptal etme ihtimalini de düşürüyor.


Sosyal Ağlara Link Verilmesi (Facebook, Twitter..etc) - % 22.7

Ticari bir websitesinde 5 müşteriden 1’inin sosyal medya paylaşım butonlarını aradığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bu butonların olmamasının bir müşteriyi satın alma kararı vermekten alıkoyacağını zannetmiyorum. Sadece günümüzde birçok sitede yer aldıkları için, insanların gözleri bunları arayabilir. Ama bu müşterilerin bunlara göre satın alma kararı verdiği anlamına gelmiyor.

Ayrıca, ankette sorulmamış olsa da “sitenin hızı”nın ya da sayfaların yavaş yüklenmesinin müşteri memnuniyeti, bağlılığı, conversion ve geri çıkma oranında çok önemli rol oynadığını biliyoruz.

Yazı ve Fotoğraflar: getelastic.com


Elbette sonuçlarla ilgili değişik fikirleriniz olabilir. Ama temel fikirler vermesi ve tekrar düşünmemizi sağlamak açısından faydalı bir yazı. Ben yazının altındaki yorumlara yer veremesem de imkanınız varsa onları da okumanızı tavsiye ederim.

21 Mart 2011 Pazartesi

BilgiArena Girişimcilik Zirvesi ve Bilgi Üniversitesi'nde 1 Ders Ücretsiz MBA :)


Geçen hafta Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen BilgiArena “360° Girişimcilik” etkinliğindeydim. Konunun farklı yönleriyle ilgili konuşmacılar seçilmişti. Yeni girişim alanları, nasıl ve nereden girişim desteği veya yatırım alınabileceği, başarı öyküleri, e-ticaret, iş fikrini hayata geçirme gibi konular konuşuldu. Etkinliğe 2. ve 3.gün katıldım.

Benim dinlediklerimden kısa notlar şöyle:

Canan Çelebioğlu (Çelebi Holding YK Başkan Vekili)

Kendisi "bugünlere nasıl geldiklerini" anlattı. Bu tabir çok klasik farkındayım ve belki sıkıcı geldi size ama gelmesin, çünkü bence böyle hikayeler "ben de başarabilirim" dedirtiyor insana, özellikle üniversite öğrencileri için çok değerli. Yani çoğu zaman "neden ben olayım ki" deriz ya, işte bu hikayeler "neden o kişi ben olmayayım" dedirtiyor. Anlattıkları bir gerçeği tekrar onayladı benim gözümde..Çok çalışmak ve her şey bitti dendiği anda bazen "doğanın eli"nin neler yapabileceğine inanmak!

Kutlu Kazancı, Elbruz Yılmaz, Nevzat Aydın, Uğur Şeker (Galata Business Angels)

(Nevzat Aydın yemeksepeti.com'un kurucusu..Dragons' Den'i izleyenler varsa bilir.)

Kendi kariyer yolculuklarından ve yeni girişimlere nasıl yatırım yaptıklarından bahsettiler. Benim konuşmadan aklımda kalan en önemli nokta fikre değil, kişiye yatırım yapıldığını söylemeleriydi...Yoksa başka bir konuşmada mı söylendi bu? Neyse! Sonuçta hangi konuşmada söylenmiş olursa olsun, çok süper bir fikrim var diye ortada gezen ve yatırım arayan girişimcilere duyurulur!

Bir de Kutlu Kazancı iki anekdot anlattı, bu da girişimcilerin kulaklarına küpe olsun! Bir defasında yatırım yaptıkları gençlerin ilk etapta bilgisayar almaları gerekiyormuş. Adamlar gitmiş 4 adet Mac'in en pahalı janti modelini almışlar ve tabi para aynen bitmiş. Geri geldiklerinde Kutlu Kazancı gençleri geri gönderip, bilgisayarları sattırmış ve onların yerine daha ucuz ve de 2.el bilgisayarlar alınmış. :)

Bir keresinde de gelen bir iş planında işe alınacakların listesi varmış. Bakmış listenin sonunda CAYCİ yazıyor. Kutlu Kazancı bu ne demiş meğer o çaycıymış :)) Yani daha işin başında çaycı almayı planlıyorlar. Biz de şirket yönetmiyoruz ama bu kadarına da pes gerçekten! :)

Güçlü Gökozan (Buldumbuldum.com Kurucusu)

Sunumu çok eğlenceliydi. Zaten aksi mümkün değil! Ürünler o kadar eğlenceli ki, gülmeden anlatmak imkansız. :) Onun konuşmasından çıkardığım önemli not ise şu oldu: Kendisine, "bu işe girmeye karar verdiğinde piyasada benzer girişimlerin olup olmadığını, varsa kendilerinin nasıl öne çıktıklarını ve başarılı olduklarını" sordum. O da "vardı, ama bu tarz ürünlerin yanında uçan helikopter..vs gibi bazı ürünler de satıyorlardı, konumlandırmaları yanlıştı, net değildi" gibi bir cevap verdi. Gerçekten kendilerinin sattıkları ürünlerde ortak bir kriter var: Eğlenceli, beklenmedik ve aynı zamanda fonksiyonel ürünler.


Ayrıca yakın zamanda benzer konseptte "eğlence" satmaya başlayacaklarının haberini verdi. Küçükken vinç, forklift opearatörü olmak isteyen beylerin hayallerini gerçekleştirebilecekleri türden eğlenceler olacakmış :)

Anıl Süren (sehirfırsati.com Direktörü)

Groupon'un Türkiye'ye nasıl giriş yaptığını ve iş modellerini anlattı. Son zamanlarda, restaurantlarda bu kuponları kullanan ve kendilerine 2. sınıf müşteri muamelesi yapıldığını söyleyenleri okuyorum internette. Anıl Bey'e bu konuyu sordum. Kendisi, bu işin amacının reklam olduğunu, çoğu işletmenin modeli anlamadıklarını ve böyle yaparak kendilerini baltaladıklarının farkında olmadıklarını söyledi.

Didem Evgulu (Şölen Çikolata Marka Müdürü)

Yeniledikleri Şölen Biscolata ürünlerini, viral hale gelen reklamlarını (altta videosu olan) ve Şölen markasını nasıl yeniden şekillendirdiklerini anlattı. Biscolata kadınları hedef alan bir ürünmüş. Hemen her üründe olduğu gibi bisküvi reklamlarında da hep kadınlar kullanıldığı için böyle farklı bir şey yapmak istemişler.

Soruma verdikleri cevapla Şölen markasını ETİ ve Ülker'in yanında konumlandırdıklarını öğrendim. Zor bir işe kalkıştıklarının farkındalar, kolay gelsin diyorum. :)

3.günün konuşmacılarından olan ve merakla beklenen Alphan Manas'ın hastaneye kaldırıldığını öğrendik ve konuşması iptal oldu. Yerine Bilgi Üniversitesi'nde MBA öğrencilerine E-Ticaret ve İstatistik dersleri veren Prof. Şule Özmen'in e-ticaret konulu bir konuşma yapacağını öğrendik.

Alphan Manas'a öncelikle geçmiş olsun diyorum. Kendisini dinlemeyi gerçekten çok istiyordum ve yerine başka bir konuşmacının geleceğini öğrenince de üzülmüştüm açıkçası ama Şule Hoca'nın konuşması hem çok güzeldi, hem de konuşma sonrası kendisine soru sormaya gittiğimde çok güzel bir tesadüf oldu. Sorum gittigidiyor ile ilgiliydi ve Şule Hoca akşam gireceği MBA dersinde GG Dijital Pazarlama Müdürü'nün konuk hoca olduğunu, istersem gelip ona sorabileceğimi söylemesin mi! Tabi ki sevincimi tahmin edemezsiniz. Akşam 7'deki derse müthiş bir istek ve coşku ile gittim. GG Pazarlama Müdürü'ne hem sorumu sordum, hem de dersi dinledim.
Gülbin Hanım, GittiGidiyor'un SEM, SEO, affiliate marketing ve e-mail marketing'i nasıl kullandığını ve uyguladığını anlattı. Ben de bu uygulamaların gerçek iş hayatında nasıl yapıldığını ilk ağızdan dinleme fırsatı bulduğum için çok mutlu oldum. Ayrıca Şule Hoca bizi MBA derslerine davet etti, en kısa zamanda tekrar gideceğim kendisine haber vererek. :)

27 Şubat 2011 Pazar

Stumbleupon.com..Keşfetmek Lazım!

Baya geç kalmış bir yazı ama mutlaka bahsetmek istiyorum bu siteden. Geçtiğimiz Ocak ayının sonunda E-tohum Girişimcilik Zirvesi gerçekleşti. Zirvede önce sunumlar oldu, sonra da E-tohum fonu tarafından destek verilecek finalistler açıklandı.

 
İlk sunum stumbleupon.com’dan Berk Demir’in sunumuydu. Ancak bu yazımda zirveden değil, stumbleupon.com’dan bahsedeceğim çünkü Berk Demir sunumuna başlamadan, kaç kişinin StumbleUpon’u bilmediğini sordu ve salondaki neredeyse tüm eller kalktı :) Salondaki çoğunluğun 20-30 yaş aralığında olduğunu ve orada bulunma sebebi itibariyle internet, internet girişimciliği, yazılım..vb gibi alanlarla yakından ilgili olduğunu düşünürseniz bu oran aslında beni şaşırttı. Berk Demir’in tepkisine bakılırsa sanırım o da beklemiyordu bu kadarını :) Ben de bu siteden bahsedeyim istedim.

StumbleUpon’un nasıl işlediği, nasıl para kazandığı ve benzer girişimlerin Bay Area’dan çıkmasının San Francisco’nın havasından mı suyundan mı kaynaklandığını, ABD'de şirket kültürü ve ona uyumun ne anlama geldiğini, bu şirketlerin karar alma süreçlerini, “hire slow, fire fast” felsefesini ve kendisinin software architecht (yazılım mimarı) olarak firmada neler yaptığını merak ediyorsanız bu sunumu izleyebilirsiniz. Zirvedeki tüm sunumlar ise burada.

Stumbleupon.com’un Türkiye’de yakın zamanda daha popüler olacağını ve sizin de kullanmaktan son derece keyif alacağınızı düşünüyorum. Berk Demir’in anlatımıyla StumbleUpon kısaca kişiselleştirilmiş web deneyimi sunan ve arkasında bir tavsiye motorunun olduğu bir site. “İlgilendiğiniz, hoşunuza giden konularda, başkaları tarafından beğenilerek indekse sokulmuş” site, blog, video, haber tavsiyeleri sunuyor. Bu tavsiyelerin hepsi kişiselleştirilmiş ve StumbleUpon’u ne kadar çok kullanırsak beğendiklerimizle ilgili o kadar fikir sahibi oluyor.

İşe, ilgi alanlarınızı belirlediğiniz kategorilerden başlayabilirsiniz. Stumble'a tıkladıkça seçtiğiniz başlıklara göre sayfalar çıkıyor önünüze. Thumbs up (I like it!) ve thumbs down simgelerini kullanarak içeriğini beğendiğiniz veya ilginizi çekmeyen siteleri işaretliyorsunuz. Thumbs up'a tıklarsanız bu daha çok benzer sayfalar görmek istediğiniz anlamına geliyor. Thumbs down'a tıklarsanız benzer içerikli sayfalar gittikçe daha az gösteriliyor.

Dilerseniz bu sayfalarla ilgili yorum yapabilir, gönderilen yorumları ve sayfayı kimin submit ettiğini de görebilirsiniz.
 
Sitelerde harcanan vakit, navigasyonun hangi saniyesinde sitenin beğenildiği, hangi siteden o siteye gelindiği gibi davranış şekillerini hesaba katarak tavsiyelerde bulunuyor. Ne kadar harika değil mi?
Özetle StumbleUpon sizi ulaşmak istediğiniz içeriğe çok etkin ve pratik şekilde götürüyor, firmalar açısındansa onların hedef kitleye ulaşabilmesini sağlıyor.

StumbleUpon'u nasıl kullanabileceğinize dair burada videolu anlatım mevcut.

Sitenizi Nasıl Submit Edebilirsiniz?

Bunu yapmak için önce toolbarı indirmeniz gerekiyor. Ardından yapılması gerekenleri ve ipuçlarını buradan ve buradan öğrenebilirsiniz. Sayfa submit edileceği zaman dikkat edilmesi gereken bazı noktalar ise şöyle:

-Spam olarak değerlendirilmemesi için, sitenizdeki her sayfayı submit etmemek gerektiği gibi, hepsinin sizin tarafınızdan submit edilmemesi de önemli.
-Kullanıcıların sadece yüksek kalitede sayfaları görüntülemesi esas alındığı için, en iyi içeriğe sahip sayfaları submit etmeniz daha akıllıca olacaktır.
-Sayfayı 5 adede kadar tagleyebiliyorsunuz. Burada önemli olan doğru kategoride, doğru etiketlerin kullanılarak doğru kitle tarafından görüntülenmesini sağlamak. Aksi takdirde gittikçe daha çok kişi sayfayı kötü oylayacağından, görüntülenme sayınız da düşecektir.

İyi keşifler!

6 Ocak 2011 Perşembe

Sukkulent Bitkisi ile Düğün Dekorasyonu ve Aksesuarları

Önceki yazımda yukarıdaki muhteşem saç bandının ve bilekliğin canlı bir bitkiden yapıldığını ve aynısını sizin de yapabileceğinizi söylemiştim. Bu saç bandı ve bileklik Martha Stewart Wedding için hazırlanan "Metalik" temalı düğün çekiminden.

 
İlk önce bu çekimin tümünü görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Tam bir göz ziyafeti.

Enterasan olan saçta ve bilekte gördüğünüz çiçeğin aslında canlı bir bitki olması. Bitkinin adı sukkulent (Succulent).Gövdesi etli ve sulu bir bitki türü. O kadar güzel formlarda cinsleri var ki, hem evde hem organizasyonlarda, hem dekor objesi hem de saç-kıyafet aksesuarı olarak kullanılmaya çok müsait ve harika tasarımlara imkan veren bir bitki.


Amerikan evlilik endüstrisini ele geçirmiş bir bitki desek yanlış olmaz. Sofra, sandalye, pasta, duvar..vs gibi her türlü süslemede, gelin buketi, damat yakalığı gibi aksesuarlarda ve takılarda kullanılan bir bitki. Ayrıntılarda kullanılan minik cinslerinden ve yapraklarından tutun da sukkulent temalı düğünler bile mevcut. Resimdeki saç bandına gelince..Sadece metalik altın renkte sprey boya ile boyayarak yapılmış. Ama ne kadar müthiş görünüyor öyle değil mi?
 


 


 




Aşağıdaki düğünlerde sukkulentler düğün teması içinde ana çiçek olarak belirlenmiş. Gelin buketinde, damat yakalığında, masa düzenlemesinde, sandalyelerde.. kullanılmış.

Düğünün tamamı burada.

Diğer düğün:


Gelin Buketleri:
 
Düğünün devamı

Düğünün devamı

Düğünün devamı

Düğünün devamı

Bilekliğe ne dersiniz?

Düğünlerin tamamını görüntülediğinizde, bu bitkinin nerelerde kullanılabildiğini görebilir, kendi düğününüzle ilgili fikirler alabilirsiniz. Tek başına basit bir bitki gibi görünüyor ancak doğru düzenleme içinde, uygun objelerle birlikte kullanıldığında müthiş bir dekorasyon objesi haline gelen ve farklı kullanımlara imkan veren harika bir bitki.

4 Ocak 2011 Salı

DIY İnci Gelin Takıları

Sık sık internette çok şık takı-aksesuar modelleri görürüz ama ya çok pahalıdır ya da aynısından yapmak imkansız görünür. İşte, gelin adayları için kendinizin yapabileceği ancak bir o kadar şık ve göz alıcı birkaç kolye ve bilezik derledim.

Yukarıdaki kolyeden yapmak için, farklı boyda incilerden en az 10 sıra dizip, daha sonra burarak ya da örerek oluşturacağınız bir kolye kuyumcudan alınmış kadar şık ve hoş duracaktır. Hatta gri, pembe ve beyaz incileri bir arada kullanabilirsiniz. Elbette gerçek inci olmak zorunda değil :) Tahtakalede her taşçıda farklı renk, şekil ve boyda kültür incileri bulabilirsiniz. Pembe-beyaz, pembe-gri, gri-beyaz kombinler müthiş duracaktır.

İncilerle yukarıdaki gibi uzun bir kolye de çalışabilirsiniz. Ucundaki büyük parlak çiçekten Tahtakale Marpuççular Çarşısı'nda bulabilirsiniz:

 
Pembe Kolye JCrew

 

Bilezik JCrew

Yukarıdaki kolye ve bileklikler büyük yuvarlak incilerler ve parlak toplarla yapılmış. Tahtakaledeki dükkanlarda o kadar farklı boy ve şekilde inciler var ki, çeşitleri gördüğünüz zaman kendi tasarımlarınız zihninizde canlanacaktır. Parlak topları da aynı şekilde Marpuççular'da bulabilirsiniz. Kalın bir zincire rastgele şekilde de tutturabilirsiniz.

İnci Yaka Kolye: LuLu's

Bu biraz boncukla örgü bilgisi gerektiren bir model. Fikir vermesi açısından yer verdim.

Bir sonraki yazımda aşağıdaki saç aksesuarına yer vereceğim. Bu saç bandı canlı bir bitki ile yapılmış ve güzel haber ise aynısını kendiniz de çok kolay şekilde yapabileceksiniz.