6 Kasım 2011 Pazar

Brandtalks: Burada Marka Konuşur, Marka Konuşulur!



1 Kasım'dan itibaren e-ticaret sektörü üzerine yazılarımla Brandtalks'tayım.

Brandtalks nedir?

Brandtalks'ta marka sohbetleri yapıyoruz. Markaları, reklamları, son haberleri, sosyal medyayı, dijital dünyayı, teknolojiyi konuşuyoruz..ve gençliğin diliyle konuşuyoruz.

Benim Domino's Pizza ile ilgili ilk yazıma buradan, Etsy.com ile ilgili diğer yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

Brandtalks Facebook sayfası burada

Siteyle ve yazılarımla ilgili fikirlerinizi, yorumlarınızı her zaman beklerim. Ayrıca yazmamızı, paylaşmamızı istediğiniz konular varsa onları da buradan ya da Brandtalks üzerinden paylaşabilirsiniz. 

Herkesin mübarek kurban bayramını kutlarım, bayramın tüm insanlığa iyilik getirmesi dileğiyle, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve huzurlu bayramlar!

25 Ekim 2011 Salı

11. PERAKENDE GÜNLERİ-2 Aslan Saranga (Domino's Pizza) Sunumu


Perakende Günleri ’11 notlarımın ikincisine, Domino’s Pizza Genel Müdürü Aslan Saranga’nın sunumu ile devam ediyorum. Perakende Konferansıyla ilgili ilk yazımı burada okuyabilirsiniz. 





Aslan Bey konuşmasına “neleri doğru/daha iyi yaptık bunları paylaşacağım” diyerek başladı. 

90'ların başında Türkiye’deki fast food piyasasına baktıklarında McDonald's, Burger King ve kısıtlı şekilde Pizza Hut restaurantlarının olduğunu görüyorlar. Pazar büyüklüğüne baktıklarında ise pazarın büyüklüğünün 500 milyon dolar olduğunu tespit ediyorlar. Ancak evlerde insanların maç izlerken, otururken fast food yemek sipariş ettiklerini, evlere servisi de hesaba katarlarsa bu pazarın 2,5 milyar dolara yükseldiğini görüyorlar ve böylece evlere servise girmeleri gerektiğine karar veriyorlar. 

Bu durumda yani evlere servis alanına girmek istediklerinde rakiplerinin 2-3 TL’ya satış yapan lahmacuncular, hamburgerciler ve kokoreççiler olacağını görüyorlar.

Aslan Bey bunun ardından, Domino’s’un size ilham verecek stratejilerini anlattı:

Kale Stratejisi:

Bu strateji şunu anlatıyor: Her yere dükkan açmak, her yerde olmak yerine “kale” olarak adlandırdığı bir bölgede güçlü olmak. Domino’s’un ilk geliştiği ve şuan en güçlü olduğu bölge Kadıköy-Gebze arası. Bu mesafede toplam 20 restaurantı bulunmakta.

Bu noktada şunu söyledi: Bir marka önce İstanbul/Ankara/İzmir bölgelerine hakim olmalı, daha sonra yayılmalı. Domino’s Pizza’nın 210 restaurantının 110’u İstanbul’da imiş.

Peki yeni bir şube açarken tam satış hedefini tahmin etmek mümkün mü?

Bunun için kullandıkları 3 gösterge var:

Sosyo ekonomik statü analizi

Alım gücü analizi

Çekim noktaları analizi (hedef kitlenin nerelerde vakit geçirdiği)

Bunlar harita üzerinde işaretlenerek elde edilen veriler ışığında satış hedefleri ortaya çıkartılıyor.

Demografik Pazarlama

Örneğin Kazasker şubesi en çok kazanan ama en çok müşteri kaybeden şube imiş. Bu durumda o şubeye yönelik farklı pazarlama politikaları ve kampanya çalışmaları ile müşterinin bağlılığı arttırılmaya çalışıyor.

Hedefe Ortak Etmek

“Amerikan Rüyasını” hepimiz biliriz. İşte Aslan Bey “biz de Türk rüyasını gerçekleştirmek istedik” diyor. Bu da “sürücüleri milyoner yapmak”. Şuan işe motorcu olarak başlayıp, restaurant müdürü olan, hatta yüksek cirolarla birden fazla şube yöneten bir çok örnek bulunuyor.


Ayrıca Aslan Bey bir firma için “gerçeklik anı” olarak adlandırdığı bir olgudan bahsetti. Bu, en yoğun anda başarılı olmak anlamına geliyor. Çünkü çoğu işte olduğu gibi, restaurantlarda da günün belli bir saati en yoğun saat. Haliyle, sakin anlarda işi yürütmek nispeten kolay ancak bu anlarda yoğunluğu yönetebilmek başarıyı ya da başarısızlığı belirleyen şey.

Birkaç Keyifli Bilgi:

  • Domino’s Pizza’da çalışan herkesin hamur açmayı bilmesi gerekiyor. Bunun için işe başlarken eğitim veriliyor.
  • 20 sn’de hamur açamayan müdür olamıyor.

  • Adana’da en çok tüketilen pizza çeşidi ince ve peynirli pizzaymış.
  • Bol Malzemos Pizza Türklerin “ortaya karışık kültürü”nün ortaya çıkardığı bir ürünmüş :)
  • Edirne’de bir meyhaneci her akşam meyhanesine tam 25 tane karışık pizza siparişi veriyormuş. Bu böyle 15 gün sürmüş, en sonunda şube müdürü dayanamayıp meyhaneye gitmiş. Her akşam 25 tane pizzayı ne yaptıklarını sormuş. Meyhane sahibi de “üstünü sıyırıp müşterilere veriyorum, çok satıyor hem daha karlı oluyor” demiş :))


Son olarak Aslan Bey başarılarının sırrını “Lezzet ve hızlı lezzet (hızlı sevkiyat)” olarak özetliyor. Hız diyince aklınıza sadece evlere servis gelmesin, bu hız tarladan şubeye olan sevkiyat için de geçerli.


21 Ekim 2011 Cuma

11. PERAKENDE GÜNLERİ-1 Tolga Tatari (MARKAFONİ) Sunumu


19-20 Ekim tarihlerinde Lütfi Kırdar’da Perakende Günleri’nin 11.si düzenlendi.


Önümüzdeki yazılarda bu müthiş konferansta aldığım ilginç notları sizlerle paylaşacağım. Ama önce bir teşekkür: Bu konferansa katılım şartlarını öğrenmek için organizasyon firmasına mail attığımda, beni blogger olarak oraya davet etmek istediklerini söylediler. Tabi ki inanılmaz sevindim ve büyük bir şevkle konferansta yerimi aldım. Kendilerine buradan tekrar teşekkür ediyorum :) 

2 gün boyunca hem sunumları dinledim, bilgilendim, dersler çıkardım, hem de birçok yeni insanla tanıştım. Levent Erden (Euro RSCG Türkiye), Peter Fitzgerald (Google), Aubrey Ghose (ais>Brandlab), Semih Şeftali (Esse), Aslan Saranga (Domino’s Pizza), Tolga Tatari (Markafoni), Bob Thacker (Officemax), Tim Harford (Financial Times), Vahap Küçük (LCWaikiki) sunum yapan firmalar ve isimlerden sadece birkaçıydı.

Bildiğiniz gibi e-ticarete olan özel ilgimden dolayı ilk yazımı 2.gün gerçekleşen Markafoni sunumuna ayırıyorum. :) Markafoni kurucu ortağı Tolga Tatari salondaki yaklaşık 3000 perakendeciye, firmaların neden onlineda var olması gerektiğini ancak bunun çok iyi bildikleri, alışageldikleri mağazacılık uygulamalarından hangi noktalarda farklılaştığını anlattı. O sunumdan bazı notlar şu şekilde: 



“Perakendeciler İçin E-Ticaret Stratejileri” 
Tolga Tatari, Markafoni

Kendisi sunuma bazı rakamlar vererek başladı. Önemli rakamlardan biri şuan Türkiye’de internet kullanıcılarının sadece %20’sinin internetten alışveriş yapıyor olması. Bu oran ABD’de %60’larda. Yani bu alan daha gelişmeye çok açık. 

Peki online perakendenin offline’dan farkları ne? Aslında temelde müşterinin gerçek bir mağaza deneyimi ile internet ortamındaki alışveriş deneyimi aynı. Şöyle ki;

Gerçek alışveriş deneyimindeki tabela sanal mağazadaki URL ile, vitrin anasayfa ile, mağazayı dolaşma sayfalar arasında gezinme ile, satış danışmanı canlı destek/chat ile, deneme yorumlar ile, kasadaki ödeme sanal ödeme ile bağdaşıyor.

Peki buradaki önemli noktalar neler?

-Nasıl ki gerçek bir mağazada iç dekorasyon belli kriterlere göre planlanıp tasarlanıyorsa, sanal mağaza deneyimi de “katalog mimarisi” olarak adlandırdığı olgunun ışığında oluşturulmalı.

-Gerçek bir mağazada, ürünlerle kasaya geldiğinizde çoğunlukla “ben almaktan vazgeçtim” diyip elinizdekileri bırakmazsınız. Ama sanal mağazalarda ödeme adımında satın almaktan vazgeçme oranı %50 imiş ki bu internet alışverişinde makul bir oran olarak kabul ediliyormuş. (Bu oranı düşürmeye yönelik yöntemlerin neler olabileceği geldi aklıma, bu konuyu araştırmak üzere bir kenara not ettim.)

-Ödeme sayfalarında yaratıcı/farklı denemeler yapmaktan kaçınmalı, sonuçları tehlikeli olabilir. Bu alanı düzenlerken amazon.com gibi firmaların yıllar içinde oturttukları biçimden şaşmamak gerekiyor.

-Değindiği önemli noktalardan biri de sitenizden alışveriş yapan bir kişinin, satın aldığı ürün eline geçene kadar “müşteri” haline gelmediği. Yani kişi, o ürüne beklediği kondüsyonda ve şartlarda sahip olana kadar aslında müşteri değil.

-Yapılan araştırmalardan ortaya çıkan ilginç bir sonuç şöyle: E-ticaret müşterisi için en önemli kriter fiyat değil. Bu kriterlerin başında “ürün açıklamasının yeterli olması” var. Fiyat bunun arkasından geliyor. Yani müşteri öncelikle ne aldığından emin olmak istiyor. 

Fotoğraf

-Bir başka yanlış algı “ben büyük markayım, nasılsa satarım” düşüncesi. Mağazalardan toplanan müşteri dataları bu noktada bir anlam ifade etmeyebilir. “E-ticaret projesinde mağazayı sanki sizi hiç tanımayan bir ülkede açmış gibi bir pazarlama stratejisi izlemeli” diyor. 

Ya da tersi de mümkün; reelde daha çok bilinirliğe sahip rakip markayı, sanalda geçmeniz mümkün. Kısacası sanalda, reeldeki rakibinize karşı dengeler her zaman tersine dönebilir.

Sunumun en keyifli kısmı her zaman olduğu gibi yaşananlardan çıkartılan derslerdi. Bunlar kısaca şöyle:

1) Lojistik planlamasını iyi yapın
2) Kapasitenizi büyütmeye hazır olun. (günde 40 milyon kişinin ziyaret ettiği bir AVM’de iş yapıyor gibi düşünün)
3) E-ticaret modellerini birbirine karıştırmayın
4) Ürünlerin sergilemesini uygun mankenler ile yapın

Tolga Bey sağolsun bizler için “2011’in en iyi internet projeleri”ni derlemiş. Onu da bizlerle paylaştı. İşte o projeler:
Gözlükfoni
Çantafoni
Memurfoni
Kozmofoni
Mobilyafoni
Ayakkabıfoni
Teknofoni

Evet klonu çok gördük, bunlar da Markafoni klonları :)

Sonraki yazımda Domino’s Pizza genel müdürü Aslan Saranga’nın sunumundan notlar paylaşacağım. Herkese keyifli haftasonları dilerim.

14 Ekim 2011 Cuma

Tasarımcılar ve El Emeği Üreticileri İçin Sosyal Medya

Geçen gün pasaj.com'un Facebook sayfasında aşağıdaki tatlı mı tatlı fotoğrafı paylaşmışlar. Ben tabi göz aşinalığı gereği, pasaj.com'da satılan değil, internetten bulunmuş ve sayfa yönetiminin fikir olsun diye koyduğu bir fotoğraf olduğunu anladım ama bir hanım altına gördüğünüz yorumu bırakmış. "Hemen" satın almak istediğini, nasıl yapacağını sormuş. Pasajcılar da gerekli açıklamayı yapmış, hatta daha iyisi bir de yönlendirme yapmışlar. Buraya kadar çok güzel.



Peki şunu merak ediyorum, o yorumu görüp, o hanıma "ben bebek patikleri yapıyorum, bundan da yapabilirim" diye ulaşan olmuş mudur?-ki bebek patikleri yapan ve satan/satmak isteyen çok hanım olduğunu biliyorum. Olmuşsa bile kaç kişidir?

Eğer ürettiklerinizi satmak, isminizi duyurmak, kendinizi tanıtmak istiyorsanız sosyal medyayı kullanmama, ondan faydalanmama gibi bir seçeneğiniz olamaz. Mesele sosyal medyada var olup olmama değil, onu nasıl ya da ne kadar iyi kullandığınız.

Benim Facebook sayfamda da benzer şekilde fotoğrafların altına, bunu beğendim, nasıl alabilirim diye mesaj bırakanlar oluyor zaman zaman. Ben de tabi duruma anında müdahale :) edip yönlendirmeyi yapıyorum. Bu benim kendi sayfamda oldu ama fark etmiyor, anlatmaya çalıştığım "sosyal medya takibi"nin önemi ve "satın almaya hazır ve istekli" kişilerin tespit edilmesi.

Facebook'ta takibi nasıl yapabilirsiniz?

Şöyle bir adım ile başlayabilirsiniz:

Öncelikle ürünlerinizin hitap ettiği insanların bulunduğu yerlerde "takılmanız" gerek. Bu ne demek? Siz eğer nikah şekeri yapıyorsanız, "Nikah Şekeri Yapanlar Sayfası" nda :) vakit geçirmeniz mi daha mantıklı, yoksa evlilik planları yapanların olduğu yerlerde mi? Elbette üreticilerle bir arada bulunacaksınız, iletişim halinde olacaksınız ama iş satmaya geldiğinde, sizin ikinci gruptaki insanların dikkatini çekmeniz, onlarla bağlantı kurmanız gerek. 

Ve tabi, pasaj.com örneğinde olduğu gibi, size ve işinize hitap eden sayfaları ve bırakılan yorumları olabildiğince takip halinde olmalısınız ki böyle fırsatları kaçırmayasınız.

Bu arada belirteyim, yaptığınız iş ile ilgili bir Facebook sayfası açmanız, Facebook'ta işinizle ilgili paylaşımları bu sayfanızda yapmanız ve gezinirken de yorumlarınızı bu kimliğinizle bırakmanız daha profesyonel ve güvenilir bir izlenim yaratmanızı sağlar.

Sorularınız ya da yorumlarınız varsa lütfen paylaşın :)


Bu yazıya Ahmet Kırtok'un bir yazısı ilham oldu. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Dersimiz: İnternette Dükkan Açmak Yer:.. Tarih:..

Herkese merhaba! İstanbul’a ve bloguma uzun ramazan ve bayram arasından sonra hızla geri döndüm ve hayata ve sizlerin karşısına yeni fikirler ve daha girişimci bir ruhla çıkıyorum. :) Bu defa çok ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir fikrim var. Son 1 aydır aklımda aslında ama şimdilik bir nabız yoklama olacak, duruma göre hayata geçireceğim. 

Biliyorum ki internette dükkan açan ya da açmayı düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. El emeği üreticileri yaptıklarını değerlendirerek ev bütçesine katkı sağlamak, tasarımcı gençler işlerini internet ortamına taşıyarak satış-pazarlama yeteneklerini geliştirmek ve isimlerini duyurmak istiyor. Benzer şekilde ürettiklerini/sattıklarını internet ortamına taşıyarak işine başka bir boyut kazandırmak isteyenler var. 

İşte şimdiye kadar blogum vasıtasıyla paylaştığım bu bilgileri, reel ortama taşımak istiyorum. Bir tarih belirleyip o gün bir araya gelsek, online dükkan açmaktan, blog yazmaktan, tanıtım yapmaktan..konuşsak diyorum, ne dersiniz?


Ben, başlangıç için belli konu başlıkları belirleyeceğim, ancak sohbet tabi ki sizlerin sorularıyla ilerleyecek. Özellikle konuşulmasını istediğiniz konular varsa yorumlarda yazabilirsiniz.

Bu buluşmaya kimler gelmeli?

Girişimci adayları, kendi işini kurmak isteyenler, internette dükkan açmak isteyenler, üniversite öğrencileri, yeni mezunlar, bloggerlar, tasarımcılar, el emeği üreticileri.

Şahsen bu tip etkinliklere sık sık katılmaya çalışırım ve çok keyif alırım, bulunmaz bir networking ve beyin fırtınası fırsatıdır benim için. O yüzden birbirimiz için çok faydalı olacağını tahmin ediyorum.

Gün olarak 8 Ekim 2011 Cumartesi diyorum, o gün programınız yoktur inşallah. Duruma göre tarihi değiştirebiliriz. Yer olarak da Beyoğlu/Galata’da yer alan Bloggers’ Base veya Esentepe Astoria AVM içindeki Caffé Nero olabilir. Ya da gelecek olanlarla başka bir yer belirleriz. :)

Bu buluşmadan arkadaşlarınızı haberdar eder ve yazıyı sosyal mecralarda paylaşırsanız konuya ilgi duyan başkaları varsa belki onlar da gelmek ister. Bunun için etkinliğin Facebook sayfası: http://www.facebook.com/event.php?eid=269459096410630
Buradan hem katılım durumunuzu bildirebilir, hem de profilinizde paylaşabilirsiniz.

Aslında dileğim bu buluşmaların düzenli olarak tekrarlanması ve her buluşmada gelenlere yeni bir şeyler verebilmek ve tabi ki sayımızın gittikçe artması. Şimdilik nasıl olacağını ben de bilmiyorum. :)

Şimdilik benden bu kadar, fikirlerinizi ve önerilerinizi paylaşırsanız çok mutlu olurum. 


***Bloggers' Base hakkında bilgi ve mekanın haritası burada.
      Astoria AVM ulaşım bilgisi burada

***Kendimle ilgili kısa bir bilgi:

Yaklaşık 3 senedir el yapımı ürünlerin satışının yapıldığı yerli ve yabancı sitelerde dükkanlarım var ve hobi olarak onlarla uğraşıyorum. Hobi olarak diyorum çünkü sadece ek gelir oldu şimdiye kadar ama ben her zaman profesyonelce baktım olaya ve o şekilde yürütmeye çalıştım. 

Bu süreçte dükkan düzenleme ile mağaza, ürün ve müşteri ilişkilerini yönetmekle ilgili temel becerileri edindim. E-ticaret ve pazarlama üzerine uzmanlaşmak isteyen bir genç olarak, benim için kafa göz yararak kazandığım çok değerli deneyimler oldu bunlar. Bloguma da bu sayede başladım diyebilirim. Dükkan sahiplerinin potansiyellerini en iyi şekilde kullanmalarına katkı sağlamak için blogumda “tasarımcılar ve el emeği üreticileri için internette dükkan açma ve satış yapma” ile ilgili yazılar yazmaya başladım.

5 Temmuz 2011 Salı

Hediye Çekilişi Sonuçları


Accessorize kolye ve mineli kelebek toka hediye ettiğim çekiliş dün gece sona erdi..:)

Çekiliş 27 Haziran-4 Temmuz arasında sürdü ve 47 kişi katıldı, katılan herkese çok çok teşekkür ederim :) Ve işte sonuç.....Drırrırımmmmm.............



Katılan 47 kişi arasında 19.sıradaki Selda Bolat kazanan oldu :)

Tebrik ederim Seldacım, keyifle kullanmanı dilerim hediyelerini. Bana isim ve adres bilgilerini gönderirsen bu haftaiçi kargolarım.

Katılanların listesi de burada:


Çok yakında yeni bir çekilişte görüşmek üzere, tekrar herkese çoookkkk teşekkürler :)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

El Yapımı Ürün ve Tasarımları Mağazalarda Satmak, Butiklerle Konsinye Çalışmak -1

 
Pixabay

El emeği ürünlerinizi ve tasarımlarınızı mağazalara konsinye vermek, hatta toptan siparişler mi almak istiyorsunuz?

Kendi tecrübelerim ve okuyup sizin için derlediklerimle, mağazalara nasıl ulaşabileceğinize dair 2 bölümlük bir yazı hazırladım. Eminim farklı ve belki yaratıcı yöntemlerle ürünlerinin çeşitli mağazalarda sergilenmesini sağlayan, değişik mağazalarla çalışmaya başlayanlar vardır. Onlar da deneyimlerini burada paylaşırsa çok mutlu olurum.

İlk bölüm olan bu yazıda uygun dükkanları tespit etme, 2. bölümde onlarla iletişime geçme üzerine bilgiler var. Böylece yaşadığınız şehirden başka bir şehirdeki dükkanlarla da çalışma fırsatı bulabilirsiniz.

Ayrıca bu yazının sonunda konsinye çalışabileceğiniz bir yerle ilgili bilgiler de bulacaksınız :)

Evet, başlayalım..:)


Her şeyden evvel ürünlerinizin butiklerde yer almasını istiyorsanız, çok nadir olarak onlar gelip sizi bulacaktır. Yapmanız gereken sizin o mağazalarla iletişime geçmeniz, yani farklı mağazalarla çalışabilmek için girişimci ruhunuzu kullanmanız gerekiyor.

Peki nasıl olacak? Kendiniz girişim yapmak durumunda olduğunuza göre, ya işlerinizden en güzel birkaç tanesini bir çantaya koyup, dükkanları gezip kendinizi tanıtarak olaya girecek ya da önceden o mağazaların sorumlu kişileriyle telefon ya da e-mail yoluyla iletişime geçerek ardından ürünlerinizle mağazaya gideceksiniz. Ben yapamam, çekinirim deme şansınız ise maalesef yok, kendinizi daha rahat hissettirecekse en iyi ihtimal önden bir mail ile iletişime geçip onların sizi çağırmasını sağlamak olabilir. Ki 2. bölüm olan sonraki yazımda bu konuya daha ayrıntılı değineceğim.

Peki işe nereden başlamalı, nasıl yapmalı?

1. Her şeyden önce "ya beğenilmezse, ya beni geri çevirirlerse.." gibi düşünceleriniz varsa hepsini bir kenara koymalısınız. İşlerinize güvenmeli ve aynı zamanda reddedilmekten korkmamalısınız. Çünkü büyük ihtimalle sizi geri çevirenler çalışmak isteyenlerden daha fazla olacak. O yüzden bu sizin moral ve motivasyonunuzu bozmamalı, bir sonraki dükkan için araştırma ve geliştirme çalışmalarına devam etmelisiniz. :)

2. Bundan sonra ilk olarak yapmanız gereken sizin tarzınızda ürünler bulunduran, hitap ettiğiniz müşteri kitlesinin ziyaret ettiği ve ürünlerinizin fiyat aralığında satış yapan dükkanları tespit etmek.

Chicwish
Bu unsurlar neden önemli?

Ürün:

Çok güzel tasarımlarınız olabilir, orijinal ve insanların ilgisini çekeceğinden emin olduğunuz ürünler yapıyor olabilirsiniz ama bu demek değil ki o ürün her yerde her şartta satar! Satış yapmak istediğiniz mağazanın ürün grubu ya da conceptiyle ilgili bir ön araştırma yapmanız yararınıza olacaktır. Eğer o dükkan ve müşteri kitlesine uygun ürünler yapıyorsanız, sipariş alma olasılığınız daha yüksek. Onlara yoğunlaşmak hem vakit kaybetmenizi önleyecek hem de olumlu cevap alma olasılığınızı artıracaktır.

Örneğin doğal malzemelerle yapılan ürünler satan bir mağaza, metal takılar bulundurmak istemeyebilir. Bu da son derece normaldir. Dükkanın bir concepti varsa, onun dışına çıkmak istemeyecektir.


Wish Wish Wish Blog
Müşteri Kitlesi:

Mağazaya kim geliyor, ne tür ürünlere ilgi gösteriyorlar? Mağazanın müşeri kitlesi klasik çeyizlik ürünler arıyorsa, sizin keçe yastıklarınıza ilgi gösterir mi? Ya da keçe yastık arıyorsa, fistolu, janjanlı kırlentler alırlar mı?

Fiyat:

Fiyat aralığı da en az ürün grubu kadar önemli. Her iki yönden.

Nispeten üst gelir grubuna hitap eden mağazalarda çok ucuz ürünlere yer verilmeyeceği gibi, ürünlerin fiyatı o mağazanın müşteri kitlesi için fazla pahalı da olabilir.

Diyelim ki çanta yapıyorsunuz, ama çok emekli ve çok zaman alıyor. Haliyle bununla doğru orantılı bir fiyat biçiyor ve altına düşemiyorsunuz. Konsinye alan mağaza da üstüne karını koyarak bir etiket koyuyor. Çanta ne kadar güzel olsa da rafta bekleme süresinin uzayacağı muhtemel..Sizin ihtiyacınız olansa ürünlerin düzenli olarak erimesi, düzenli şekilde yeni sipariş almanız. Ya o mağazaya uygun, daha uygun fiyatlı neler yapabilirim diye düşüneceksiniz, ya da çanta rafta bekleyecek..
Veya sipariş alabilmek için düşük fiyat talep ettiniz. Özellikle toptan sipariş çalışacaksanız, eğer talep ettiğiniz fiyat ürünleri yapmaya harcadığınız zamanı karşılamazsa o iş kısa bir süre sonra sizin için sürdürülebilir olmaktan çıkar.

Bu sebeplerden dolayı çalışmak istediğiniz mağazaları ürün grubu, fiyat aralığı, yeri ve müşteri kitlesi kriterlerini göz önünde bulundurarak tespit etmek gerekiyor.

Wish Wish Wish Blog

3. Peki, sıra geldi bu dükkanları bulmaya..Aşağıda saydığım yollardan faydalanabilirsiniz:

- Moda, ev tekstili, şehir..dergileri bu dükkanlardan haberdar olabileceğiniz kaynaklar. Oradan adres ve iletişim bilgilerini de toplayabilirsiniz.
- Kitapçılarda özellikle İstanbul’a dair çeşitli mekan va mağazalara yer veren kitaplar var. Onları karıştırmanız faydalı olabilir.

- Eh, çıkıp şöyle bir dolaşmak da gerek tabi..

İstanbul Anadolu Yakası’nda, Kadıköy Altıyol-Rexx Sinema-Akmar Pasajı bölgesi içinde ve Bağdat Caddesi’nde son zamanlarda farklı trend dükkanlar açıldı ve açılmaya da devam ediyor. Bu mağazalarda farklı kişilerin ürünlerini bulundurduklarını görüyorum.

Avrupa Yakası diyince de tabi ki Galata, İstiklal Caddesi, Galatasaray, Cihangir ve Nişantaşı-Teşvikiye bölgesini de gezmeden olmaz. Buralarda yine konsinye çalışan ve daha güzeli, fiyatı ne olursa olsun gerçekten farklı, tek ürünlere ilgi gösteren dükkanlar var. Çünkü bu dükkanların müşterileri de böyle parçalar arayan kişiler.

Bunları keşfe çıkmak size kalmış. Unutmayın! Bu tarz butikleri keşfetmek istiyorsanız ana caddeden içeri, sokaklara girmelisiniz.

- Şenlik, kermes..gibi etkinlikleri takip etmelisiniz. Elbette bu sadece mağazalarla çalışmak için değil, genel networking için önemli bir konu ama bu tip etkinliklerde dükkan sahipleri de bulunduğu ve zaten orada bulunma amaçları farklı ürünler keşfetmek olduğu için böyle etkinlikler kaçırılmaz bir fırsat. Yani normalde onlara gidip “ürünlerimi nasıl buldunuz” demek başka, o ortamda tanışmak başka. Çünkü zaten onun için oradalar.

Böyle etkinliklerde mutlaka bütün standları gezin, olabildiğince çok insanla sohbet edin. Ama nacizane bir tavsiye, iyi niyetle bile olsa teknik konulara çok fazla girmemeye çalışın, o kadar çok tasarımcı kopya olayından muzdarip ki, ürünle ilgili bilgi almaya çalıştığınızı düşünüp bir anda şüpheci bir tavır takınıyorlar.

- Facebook

Beğendiğiniz Facebook sayfalarının "beğeniler" bölümünde yeni keşifler yapabilirsiniz. Ve elbette o sayfaların "beğeniler"i de sizi başka sayfalara götürecektir. İşe çok takip edilen moda bloggerlarının sayfalarıyla başlayabilirsiniz. Ya da benim sayfamın beğenilerine de göz atabilisiniz. (Sayfaların sol sütununda, aşağıda yer alır) Buradan

Kartvizit Bastırın

Eğer çalışmalarınızın dükkanlarda yer almasını istiyorsanız, kartvizitinizin olması; hem daha profesyonel bir görünüm çizmenize yardımcı olur, hem de bilgilerinizin kaybedilme olasılığını azaltır. Üstelik sosyal ortamlarda ve etkinliklerde insanların sizi hatırlaması ve size ulaşabilmesi için çok önemli.

Sakın sadece bir firmada çalışan insanların kartviziti olduğunu düşünüp “ben kartvizite ne yazayım ki” demeyin. Artık üniversite öğrencilerinin bile kartvizi var. İsimlerinin altında okudukları bölüm yazıyor :) İlla ki bir şey de yazması gerekmiyor, önemli olan markanız ve isminizle iletişim bilgilerinizin, varsa internet sitenizin bulunması. Ne internet sitesi, ne mail adresiniz..yoksa bile isim ve telefon numaranızın yazdığı bir kartvizit olmalı. Düz beyaz fon yerine, matbaada tarzınıza uygun bir grafik seçerek kartviziti daha dolu hale getirebilirsiniz. Hatta benim de yaptığım gibi arkasına birkaç ürün fotoğrafı koyabilirsiniz.

Eveet, sıra geldi konsinye çalışabileceğiniz bir yerin adresini vermeye.

Burası, benim de ara ara kedi broşlarımdan verdiğim “Nahıl”.


Nahıl, KEDV'in (Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı) işletmesi. Satılan ürünlerin bir kısmı (özellikle doğal ürünler, banyo ürünleri ve geri dönüştürülen malzemelerle yapılan aksesuarlar) proje kapsamında Mardin'deki atölyelerde kadınlar tarafından yaplıyor ve oradan geliyor. Bir kısmı İstanbul ve başka illerden çeşitli el emeği üreticisi kadınların yaptıkları ve ayrıca 2. el giysi ve aksesuarlar da satılıyor.



Nahıl'da ürün yelpazesi geniş. 2 .el dışında kolyeden yaka iğnesine, yastıktan mutfak önlüğüne, patikten oyuncağa, kaplı defterlerden kitap ayraçlarına, doğal sabunlardan banyo setlerine farklı ürünler bulunuyor. Ancak olmazsa olmaz şartları doğal malzemelerden yapılmış olmaları.
Yerleri Beyoğlu, İstiklal Caddesi'nde.

Nahıl'ın sitesinde ürünleri var, bakıp sizin yaptıklarınızla örtüşüyor mu görebilirsiniz. Sitedekilerin çoğu artık dükkanda yok ve devamlı yeni ve farklı ürünler geldiği için her biri siteye eklenmiyor. Ama yine de concept açısından size fikir verecektir.

Nahıl'a giderek dükkandaki ürünleri görmenizi ve mağazanın yetkilisi Şule Hanım'dan müşterilerin ne tarz ürünlere ilgi gösterdiklerini ve şu ara dükkanda nasıl şeyler satmak istediklerini öğrenmenizi öneririm.

Ayrıca Nahıl'a sık sık özel günlerle ilgili ya da kişiye özel sipariş isteğiyle gelenler oluyor. Ya da kurumsal etkinlikler, kurumsal hediyeler için ürün talepleri geliyor. Nahıl, sizin o kişilerle iletişime geçmenizi de sağlıyor.

Giderken en güzelinden birkaç örnek işinizi götürmeyi unutmayın :)

 
Bu yazıda, birlikte çalışabileceğiniz çeşitli dükkanları tespit etmek üzerine bildiklerimi paylaşmaya çalıştım.

Yazının 2. bölümünde mağazalarla önceden mail yoluyla nasıl iletişime geçmeli, nasıl bir mail yazmalı üzerine birkaç not yazacağım. Eğer sizin de eklemek ya da sormak istedikleriniz varsa lütfen yorum bırakın, yorumlarınızla yazı daha faydalı hale gelecektir :)

27 Haziran 2011 Pazartesi

Limon Yeşili'nde Çekiliş Var: Kelebek Tarak Toka ve Accessorize Kolye :)

Sevgili Limon Yeşili okuyucuları, yorumlarıyla yalnız olmadığımı hissettiren çok değerli arkadaşlarım, blogumda henüz hiç yarışma, çekiliş..vs düzenlemedim biliyorsunuz..Limon Yeşili takılarından birini hediye edeceğim bir çekiliş yapmak için sabırsızlanıyorum ama blog takipçilerinin sayısının 200 olmasını ya da Facebook sayfamın fanlarının sayısının 500 olmasını bekliyorum..Her ikisine de 50 kişi var aşağı yukarı..:) Bu arada çekilişimsi bir şey yapayım diyorum. :)



Resimde gördüğünüz kelebek tarak toka ve Accessorize kolyeyi, bu yazıya yorum bırakan bir kişiye göndermek istiyorum. Tek yapmanız gereken:

-Facebook sayfamı beğenmek,
-Çekilişi blogunuzda duyurmak ve buraya yazınızın linkini bırakmak.

Blogunuz yoksa;

-Facebook sayfamı beğenmek
-Bu yazıyı Facebook duvarınızda paylaşmak ve buraya yazmak

Sadece bu yazıya bırakılan yorumları değerlendireceğimi hatırlatmak isterim.




Bu basbayağı çekiliş oldu ama, neyse! :) 4 Temmuz 23.59'a kadar devam ediyor olacak, sonuçları 5 Temmuz sabahı yayınlayacağım. Çekilişle ilgili ya da aklınıza gelen her konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazın lütfen. (Tabi ki çekiliş için değerlendirmeye alınacak olanlar yukarıda şartları yerine getirenler olacak) Herkese bol şans ve sevgiler :)

20 Haziran 2011 Pazartesi

Sosyal Medyayı Kullanarak İş Bulmak İçin 5 Akıllı Yol

Fütürist, iş-gelecek tasarımcısı, teknoloji misyoneri, blogger, internet yazarı Ufuk Tarhan, “anlayın, yapın, işlem tamam” diyerek J Mashable.com’dan sitesinde yer verdiği makalenin çevirisini "tercüme eden olursa yayınlayacağını" söylemiş. Ben de yazıyı tercüme ederek kendisine gönderdim ve sitede yerini aldı. Yazıyı burada da yayınlıyorum:


Dan Schawbel Me 2.0’da yazıyor ve kişisel marka yönetimi konusunda danışmanlık veren Millenial Branding şirketinin kurucusu. Bugüne kadar Google, Harvard, Time Warner, IBM, ve CitiGroup’ta kişisel marka yönetimi üzerine konuşmalar yaptı. Daha detaylı bilgi için Personal Branding Blog adlı blogunu ziyaret edebilirsiniz.


Sosyal medya, doğru işi bulmanızı ya da size o işi bulabilecek doğru insanlarla bağlantıya geçmenizi gittikçe daha kolay hale getiriyor. İş arayan çoğu insan hala geleneksel iş arama yönetimlerini kullanıyor. New York Post’ta yayınlanan bir habere göre bir kadın 99 hafta boyunca 1000’den fazla iş ilanına başvurmuş ve sadece 2’sinden mülakat talebi almış. İş arayan her üç kişiden biri 1 yılı aşkındır işsiz ve ortalama bir kişi 5 aydan sonra iş aramayı bırakıyor.

Ama sizin sonunuz bu profesyoneller gibi olmak zorunda değil! Kim olduğunuzu, sizi piyasada diğerlerinden farklı kılanın ne olduğunu anlayarak ve online mecrada kişisel markanızı inşa ederek piyasada rekabet edebilir hale gelebilirsiniz. Kendi websitenizi açtıktan ve sosyal ağlarda profilinizi oluşturduktan sonra, sadece faturaları ödeyen değil, hayallerinizdeki işi kapmak için bağlantılarınızı ve yeteneklerinizi kullanmaya hazırsınız demektir.

Elance’a göre gittikçe daha çok firma sosyal ağları kullanarak işe alım yapıyor ve genç profesyonellerin %40’ı iş bulmak için sosyal medyayı kullanıyor.

1. Sosyal Grafiğinizi Yükseltin



İnsanlar diğer insanlar sayesinde iş bulurlar, bilgisayarlar sayesinde değil. Eğer çalışmak istediğiniz şirkette kişisel bir bağlantınız varsa iş bulma şansınız artar. Ancak tek yaptığınız iş ilanlarına CV’nizi göndermekse iş bulma şansınız pek yok demektir. Bundan 10 yıl önce, arkadaşlarınıza kimleri tanıdıklarını sormak ve onların nerede çalıştıklarını hatırlamak çok fazla çaba gerektirirdi. Şimdi ise sosyal ağlar sayesinde tüm bu bilgiler parmaklarınızın ucunda. İş arayanlar için bunun anlamı artık girmek istediğiniz şirketlerde çalışan insanlara kendinizi tanıtma imkanınızın olması. Eğer şirketseniz telefonla ulaşmaya çalışmak yerine kendinizi bu yolla tanıtabilirsiniz. İnternet sizin kişisel araştırma laboratuarınız. İşte size iş arama sürecinde yardımcı olacak birkaç araç:

LinkedIn: LinkedIn size işveren yöneticilere ulaşma imkanı veriyor. Profilinizi oluşturduktan sonra ilk olarak bütün e-mail kontaklarınızı yükleyin ki o listeyi temel alarak arama yapabilesiniz. Daha sonra lokasyon filtrelemesi yaparak firma ya da pozisyon araması yapın ve yüklemiş olduğunuz mevcut bağlantılarınızdan kimlerin sizi bu yöneticilere ulaştırabileceğini görün. LinkedIn’de hem çalışanlar hem de şirketlerle ilgili bütün bilgiler mevcut olduğu için artık sizden mülakatlardan önce haklarında gerekli araştırmayı yapmanız, yani görüşmelere ev ödevinizi yaparak gitmeniz bekleniyor.

InTheDoor.com: InTheDoor.com, Indeed.com’un veritabanındaki tüm işlerle, Facebook bağlantılarınızı örtüştürerek hangi bağlantılarınızın sizi belli işlere ulaştırabileceğini ortaya çıkartıyor. Arkadaşlarınızın çalıştığı şirketlerde iş bulabilir, farklı şehirlerde ya da firma veya pozisyon ismi ile arama yapabilirsiniz.

BranchOut.com: InTheDoor.com’da olduğu gibi, BranchOut da Facebook bağlantılarınızdan yararlanıyor. Temel farkı BranchOut’a Facebook profilinizden ulaşıyorsunuz. Facebook’ta profesyonel bir kimlik kurmak her zaman sıkıntılı olmuştur ve BranchOut buna çözüm getirmeye çalışıyor. En son Redpoint Ventures’tan aldığı 18 Milyon Dolarlık yatırımı, 3 milyondan fazla iş ilanı ve 20.000 staj ilanı ile gerçekten ciddi çalışan bir site. LinkedIn’de olduğu gibi burada da profil sayfanızda recommendations (tavsiye eden kişiler) bulunabiliyor ve FourSquare’daki gibi rozet kazanabiliyorsunuz.

2. Artırılmış Gerçekliği ve İş Arama Aplikasyonlarını Kullanın

İnsanlar artık birkaç dokunuşla iPhone veya Android’lerinden iş aramaya ve başvuru yapmaya başladı. LinkUp’a göre iş arayanların %20’si iş aramak için akıllı telefonlarını kullanıyor. Artırılmış gerçeklik, gerçek olanla bilgisayarla yaratılmış olan arasındaki ayrımı gittikçe kaldırıyor. Eğer iPhone kullanıcısıysanız, “Layar” uygulamasını mutlaka indirin. Yükledikten sonra “JobAmp Mobile” a gelin. Bu size mevcut lokasyonunuza yakın çevredeki firmaları ve açık olan pozisyonlarını gösterecek.

2009’da Mashable’da “En İyi iPhone İş Arama Aplikasyonları ”adlı bir yazı yazmıştım. O günden bu yana, aramanızda işinize yarayacak başka güzel aplikasyonalar keşfettim:

-CareerBliss (Ücretsiz) Firma bilgileri ve maaş bilgilerini bulabilirsiniz. Yaklaşık 3 milyon iş ilanı var.

-GoodJob ($4.99) İş arama sürecinize ait her şeyi organize edebilmeniz için.

-Real-Time Jobs (Ücretsiz) Twitter’daki iş ilanları için.

-BusyBee (Ücretsiz) Freelance çalışanlar iş fırsatları bulabilir.

3. Online Nüfuzunuzu İnşa Edin

                        
On yıl öncesine kadar eğer belli becerilere sahip iseniz (örn. C++ programlama) bir iş bulmanız neredeyse garantiydi. Mezun olur olmaz bir iş bulabilirdiniz. Ancak ekonomi gelişip daha rekabetçi hale geldikçe firmalar daha farklı becerilere önem vermeye başladılar. İletişim, organizasyon, liderlik..vs gibi “soft skill” özellikler tercih sebebi haline geldi. Firmalar artık tutku, takım oyunu, ve kültürel uyum gibi özelliklere de önem veriyorlar. Günümüz dünyasında ise sadece bu 2 tip özelliğe sahip olmanız yeterli değil, online etki alanınızı oluşturmak durumundasınız. Eğer 2 aday kağıt üzerinde benzer niteliklere sahipse ve iletişim becerileri de aynıysa, farkı online’daki varlıkları yaratacak.
Online etki alanı kaç tane bağlantınız olduğu, bu bağlantıların kimler olduğu (ve onların da ne kadar etki sahibi olduğu), kaç kişinin ve kimlerin sizin oluşturduğunuz online içerikleri paylaştığı, kaç kişinin websitenize link verdiği.. ile ölçülen bir olgu. Online etkinizi ölçen ve bunu puanlayan Klout.com adlı site çalışanlar arasında gittikçe popüler hale geliyor. Eğer yüksek bir Klout puanınız varsa, diğer aday karşısında tercih sebebi olabilir. Firmalar online etkisi yüksek kişileri işe almak istiyorlar çünkü hedef kitleleri tarafından zaten tanınan kişilerle çalışmak istiyorlar. Firmalar, geniş networke sahip insanların daha üretken olduklarını, yeni iş fırsatları yaratmada, en iyi yetenekleri işe almada ve markalarını pazarlamada networkü dar olan isanlara göre daha başarılı olduklarını düşünüyorlar.

4. CV Yerine Multimedyayı Kullanın

Yakın zamanda yapılan bir OfficeTeam anketi, şirketlerin %36’sının “sosyal ve profesyonel ağlardaki profillerin CV’lerin yerini alacağını” düşündüğünü ortaya koyuyor. Gittikçe daha fazla profesyonel internette kendilerini tanıtmak için yaratıcı yollar kullanıyor. Rap videoları, “beni işe al” diyen bir blog ve SlideShare.net sunumları gibi örnekler var. Bu taktikler işe yarayabilir, hatta medyanın ilgisini çekerek bazı iş teklifleri almanızı sağlayabilir. İş arayan insanlardan çok küçük bir kısmı böyle yöntemler denediği için öne çıkıyorlar ve videoları ya da siteleri sosyal ağlarda çok geniş şekilde paylaşılıyor.
• SlideShare.net: Kendi PowerPoint sunumunuzu hazırlayın, SlideShare’e yükleyin ve networklerinizde ya da sitenizde paylaşın. Sunumunuz teknik becerilerinizi, projelerinizi..vb içerebilir. İşte bir örnek.

QR Codes: Sosyal ağlarda paylaşacağınız QR Code barkod ile işverenleri websitenize yönlendirebilirsiniz. Barkodu aynı zamanda basılı olarak da yapabilirsiniz. Örnek.


• Viral Videolar: Kendinizle ilgili ya da farklı videolar yapıp YouTube’a yükleyebilirsiniz. Kendinize ait bir video özgeçmiş de hazırlayabilirsiniz. Örnek.

• Yaratıcı Bir Websitesi: Yaratıcılığınızı kullanın ve kendi isminizle yaratıcı bir websitesi yapın. (isimsoyisim.com) Örnek

5. Kendinizi Bir Reklama Dönüştürün

İnsanların dikkatini çekmenin bir başka yolu da ulaşmak istediğiniz şirketler ya da kişilere kendinizin reklamını yapmak. En çok kullanılan yöntemler Facebook reklamları, Google AdWords, bloglara reklam vermek ve LinkedIn Reklamları. Bunlar aslında firmaların kullandığı yöntemler ama iş ararken kullanabilirsiniz.

2010 yılında Alec Brownstein çalışmak istediği şirketteki tepe yöneticileri hedef alan kendisiyle ilgili bir reklam hazırladı. Bu kişiler Google’da kendilerini arattıklarında, sayfanın tepesinde reklamları çıktı ve Alec Brownstein görüşmeyi kaptı. Amacınız işverenin dikkatini çekecek bir reklam olması ve linkin doğrudan websitenize ya da LinkedIn profilinize yönlendirmesi. Reklamınızın uzmanlık alanınızı net bir şekilde belirtiyor olması da çok önemli.


Açıklama: Yazar LinkedIn’de hissedardır.

Kaynak: Mashable.com

18 Haziran 2011 Cumartesi

110 Yıldır Sönmeyen Ampülün Sırrı ya da Planlı Eskime

Bugün milliyet.com’da bir haber vardı: California’daki bir itfaiye istasyonunda 110 yıldır yanan bir ampülün fotoğrafı ve onun sırrı..Yorumlarda ampülün içindeki ışığı Allah yazısına benzetenler olduğunu okudum. Belki haberi hazırlayanlar da bunu düşünerek böyle bir başlık kullanmışlardır..Ampülün içindeki ışıkta gerçekten bir şey yazıp yazmadığı ayrı konu ama o ampülün nasıl 110 yıldır yandığını merak ediyorsanız işte gerçek “sırrı”:


Birkaç ay önce bir belgesel izledim. “Çöp/İsraf Dağları” ya da diğer adıyla “Ampül Komplosu”

Belgesel kısaca “Planlı Eskime” olarak adlandırılan olguyu yani “kullan at” kültürünün ve tüketim toplumunun nasıl planlı olarak yaratıldığını, günümüz ekonomik sisteminin planlı eskime olmadan yürümesinin nasıl mümkün olmadığını anlatıyor. Ampül komplosu denmesinin sebebi bu olguyu, yüzbinlerce saat yanacak biçimde tasarlanmış ve üretilmiş olan ilk ampüllerin ömrünün nasıl adım adım kısaltıldığı üzerinden anlatması.

Türkçe altyazılısı var mı bilmiyorum ama İngilizce olanına buradan ulaşabilirsiniz:

Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Hikaye özetle şöyle:


İlk olarak 1924 yılında ABD’de kurulan bir elektrik karteli, ampüllerin saat ömürünün sınırlanmasına, daha sık değiştirilecek biçimde yeniden tasarlanmasına karar veriyor. Çünkü uzun ömürlü ampüller firmalar açısından ekonomik olarak avantajlı değil.

Böylece üretici firmalar gittikçe daha hassas ve ömrü 1000 saati aşmayan ampüller tasarlamak ve üretmek üzere bu kartel tarafından baskı altına alınıyor.

1929 yılında yaşanan Büyük Buhran’dan yani büyük ekonomik bunalımın ardından işsiz kalan insanların istihdam edilebilmesi ve ekonominin canlanması için en iyi çözüm talebi arttırmak. Ekonominin çarklarının dönmesi için tüketimin artması gerek, buna bağlı olarak üretimin artması ile birlikte istihdamın artması amaçlanıyor. Bunun için de çözüm yasal düzenlemeler ile planlı eskimeyi zorunlu hale getirmek..Ancak bu fikir 1950’lere kadar rafta kalıyor. 1950’lerde ise bu fikir tekrar su yüzüne çıkıyor ancak önemli bir değişiklik ile..Planlı eskimeyi zorunlu hale getirmek yerine insanlar için bu çekici hale getiriliyor. Daha yeni, daha iyisine sahip olmayı çekici hale getirerek..


Şu cümleler çok ilginç: “Avrupa’nın sonsuza kadar dayanacak ve en iyi ürünü üretme yaklaşımına karşı, Amerika’nın yaklaşımı Amerikan tüketicisinin bir ürünü belli bir süre kullandıktan sonra mutsuz olmasını, ondan kurtulmasını ve mümkün olan en yeni modeli almak istemesini sağlamaktır.”

Ampülden sonraki kurban külotlu çorap dediğimiz ilk naylon çoraplar..Piyasaya ilk çıktıklarında kadınlar
arasında bomba etkisi yaratıyor..Naylon çorapların bu kadar sevilmesinin bir başka sebebi inanılmaz sağlam olması. Sağlamlığını göstermek için üreticileri reklamlarda araba çekici olarak kullanıyorlar. Ama yine aynı sorun baş gösteriyor. Çorap o kadar sağlam ki bir kadın bir çorabı ömür boyu giyebilir! Ve yine aynı şekilde, firma mühendislerine çorabı daha hassas şekilde yeniden tasarlamalarını salık veriyor. (Bunu o zaman firmada çalışan mühendisin kızı anlatıyor)

Peki günümüzde kullandığımız teknolojik aletler? Printerlar, iPodlar..Belgesel’de anlattığına göre onlar da kısa sürede bozulmak üzere tasarlanıyor..Ve öyle ki çoğunun tamir ya da yedek parça masrafı, ya yenisinin fiyatına yakın, ya da daha fazla.

Gana’daki atık bilgisayar kasası dağları, bir adamın 1985’te Doğu Berlin’de aldığı buzdolabının içindeki hiç değiştirilmemiş ve hala yanan ampül, sonsuza kadar dayanan ipliği üreten mühendis filmi de diğer ilginç hikayeler..

Bugün kullandığımız anlamda “tüketim toplumu” olgusunun bundan sadece 60 yıl önce 1950’lerin Amerika’sında ortaya çıkmış olması ilginç değil mi?

Sizce reklamlar özendirici rol oynayıp insanların ihtiyacı olmayan şeylere sahip olmak için borç altına girmelerine mi sebep oluyor? Ya kredi kartı kullanımı ve tüketici kredilerindeki patlama? Peki ya o “tüketici dostu”, “çevreci”..bildiğimiz büyük firmalar da bunu yapıyor mu? “Ekonomiyi” canlandırmanın yolu tüketimi arttırmak mı? Belki de planlı eskime bundan 80 yıl önce radikal bir şeydi ama çağımız için o kadar olağan bir şey haline geldi ki, kimse sorgulamıyor bile..Siz ne dersiniz?

Edit: Belgeselin başlarında, elektronik aletler satan bir mağazada satış temsilcisi, bozulan printerını getiren müşteriye printerların tamir masrafının neredeyse yenisine yakın olduğunu söyleyerek kendisine broşürden modeller gösteriyordu..Birkaç gün önce benzer sahneyi kendim yaşadım..Satış temsilcisi aldığım cep telefonunun kırılma, hasar görme..vs durumlarında tamir masrafının €150 olduğunu (neredeyse cep telefonunun fiyatına yakın) ama 40 TL'lık bir sigorta yaptırırsam bu tamiri 1 sene boyunca ücretsiz yaptırabileceğimi söyledi. Ben de sigortayı yaptırdım..Benzer sahne dünyanın her yerinde tekrar tekrar yaşanıyor..

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kendin Yap/DIY Takı Sunum Kartları

Takı-aksesuar tasarımları yapıyor ve online olarak satışını yapıyorsanız, gönderim için ürünlerinizin şık, sağlam ve pratik bir şekilde nasıl paketlemeniz gerektiği konusu büyük ihtimalle sizin için de sıkıntı oluşturuyordur. Ben de, ilk başlarda bu konuyla ilgili hiçbir bilgim ve deneyimim olmadığı için, zaman içinde takı ve aksesuarlarımı farklı şekillerde, farklı yöntemlerle paketleyerek gönderdim. Ama işin doğrusu çoğu pek içime sinmiyordu.


Elbette bu iş için resimlerde görünen kartlardan satılıyor. Üstelik üzerine isminizi, markanızı, istediğiniz yazıyı, resmi istediğiniz şekilde bastırarak kişiye özel tasarımlar da yaptırabiliyorsunuz. Benim şuan bu kartlardan yaptırma imkanım yok, ama küpe, bilezik, kolye ve tokaların da güzel ve sağlam bir şekilde sunumunu yapmak istiyorum.

Ben de evdeki malzemelerle aşağıdaki kartları yaptım :) Hem de elimdeki malzemeleri değerlendirdiğim için ayrıca mutlu oldum. Tam bir geri dönüşüm projesi oldu.








Kullandığım malzeme ise sadece karton ve pasta kağıdı!

Kartonları küpe, bilezik ve kolye takabileceğim boyutlarda keserek üzerine süs kağıtlarını yapıştırdım. Hepsi bu :)

Takılar üzerlerinde nasıl duruyor? :)