25 Eylül 2017 Pazartesi

Etsy Promoted Listing ve Google Shopping Nedir? Etsy’de Reklam Verme -1



Etsy’de ürünlerinizi arama sonuçlarında öne çıkarmak için reklam verebilirsiniz. 2 türlü reklam seçeneği mevcut. Bu yazıda seçeneklerin ne olduğu ve reklam vermenin nasıl yapıldığından bahsedeceğim. Reklam kampanyalarının verimliliği, geri dönüşü, bazı ipuçları ve kampanya performansının/sonuçların değerlendirilmesi konularını ikinci yazıya bırakıyorum.

Bunlardan birincisi Etsy promoted listings, ikincisi Google Shopping.

İnceleyelim:

1. PROMOTED LISTINGS

Bu yöntem, ürünlerinizi Etsy içinde yapılan arama sonuçlarında öne çıkarmaya yarar.

Yönetim panelinizde, Shop Manager > Marketing > Promoted Listings bölümünden ulaşıyorsunuz.

Başlarken yapmanız gerekenler:

  • Hangi ürünleri reklam vereceğinizi seçmek
Eğer ürün seçimi yapmazsanız, otomatik olarak bütün ürünler reklama dahil edilir. Seçmek için yanındaki kutucuğa tıklayın.



  • Maksimum bütçe belirlemek
Maksimum bütçe 1 günde toplam ne kadar para harcamak istediğinizdir.

  • Bid belirlemek
Bid diye bir terim karşınıza çıkacak. Bid, arama sonuçlarında gösterilen ürün her tıklandığında, 1 tıklama karşılığında harcanan paradır.

Bid nasıl verilir? Bütçe nasıl belirlenir?

2 şekilde bid belirleyebilirsiniz:

Automatic bidding
Ürüne ait satırda bid başlığı altında otomatik olarak belirlenmiş bid yazar. Örn. Auto: USD 0.10 şeklinde. (resimde mavi işaretli) Bununla devam edebilirsiniz. Ama “Yok ben bu ürünümün daha çok gösterim almasını istiyorum.” derseniz custom bidding yapabilirsiniz. (Bidi yükseltmek neden gösterimi arttırıyor? Cevabı biraz aşağıda.)

Custom bidding
Auto: USD 0.10 yazısının yanındaki kalem resmine tıklayarak, belirlemek istediğiniz bidi buraya girerersiniz. (resimde işaretli yer)

Burayı tıklarsam açılan pencerede custom’ı seçip, alana yeni fiyat girmem gerekir. Örneğin 0.10 yazanı 0.30 USD olarak değiştirebilirsiniz.



Benim ürünüm nerede gözükecek?

Promoted Listing’e seçtiğiniz ürünleri ya da hepsini dahil ettiniz ve kampanyayı başlattınız. Bir ürünün arama sonuçlarında (belirlediğiniz günlük bütçe çerçevesinde) ne kadar yukarıda ve ne sıklıkla gösterileceğini belirleyen 2 değişken bulunuyor:

1. Bidin miktarı: Arama sonuçlarında gösterilen ürününüz her tıklandığında ödemeye razı olduğunuz maksimum miktardır. Bir ürüne ne kadar çok bid koyarsanız arama sonuçlarında o kadar iyi yerleştirme ve gösterim alır. Bid’i bir ürün için 0,10 USD’dan daha düşük koyamazsınız. Minimum 0,10 USD ‘dir.

2. Listingin kalitesi: Ürün açıklamaları, dükkanın About, Policy gibi alanlarının doldurulmuş olması, ürün başlığı ve etiketlerin kuvveti / uygunluğu (diğer deyimiyle SEO’ya uygun şekilde oluşturulmuş olmaları-burada SEO konusu devreye giriyor ancak SEO bambaşka bir dünya onun için burada detaylandırmayacağım :) Burada kısaca uygun ve doğru etiketler diyelim.)

Kalan bütçeye göre ve diğer reklam verenlerle rekabet halinde gün içinde gösterim yeri ve sıklığı devamlı değişiklik gösterebilir. Bu noktada Etsy’nin algoritmaları devreye girer. Ancak Promoted Listing reklam gösterimi özetle bu mantıkla işliyor.

Bir ürün için belirlediğiniz bid ne ise her tıklamada o kadar para ödersiniz. Ve de belirlediğiniz maksimum günlük bütçe neyse en fazla o kadar harcanır. Yani günlük bütçeniz 1 USD ise 0,90 USD harcama ile gün kapanabilir. Size de 0,90 USD fatura eder Etsy.


2. GOOGLE SHOPPING

Bu yöntem ise, ürününüzün Google arama sonuçlarında çıkmasını sağlar. Hani Google’da  ürün araması yaptığınızda en üstte bazı resimler çıkar, üstünde “Google Alışveriş sonuçları” yazar. Örneğin “kamp çadırı” araması yaptınız diyelim, şu şekilde:



Ürün burada gösterilir. Promoted Listings’den farklı olarak hangi ürünlerin kampanyaya dahil etmek istediğinizi seçemezsiniz. Tüm ürünler dahil edilir.

Yani temelde günlük bütçe ve hedef kitle (ülke olarak) belirleyerek Etsy vasıtasıyla Google Shopping'de reklam vermiş olursunuz.

Giriş yönetim panelinizde, Shop Manager > Marketing > Google Shopping bölümünden.

Detaylar şöyle:


1. Eğer burada ilk defa reklam verecekseniz, ilk 30 gün için günlük her $1 bütçenize $1 da Etsy veriyor (Maksimum $25’a kadar geçerli.). Günlük minimum $1 belirleyebilirsiniz. Maksimum günlük bütçe ise bugüne kadarki faturalarınıza ve varsa bir önceki hafta yaptığınız reklam harcamasına göre arttırılabiliyor. 

Tıklama başına ne kadar harcanacağını ise (Karşınıza çıkarsa CPC -cost per click- veya PPC  -pay per click- diye geçer) Etsy optimize ediyor. 

2. Reklamınızın hangi ülkede gösterilmesini istediğinizi seçiyorsunuz.

3. Dükkana koyduğunuz her yeni ürün kampanyaya otomatik olarak dahil edilsin mi, edilmesin mi seçiyorsunuz.

Bu yazıda Etsy’de nasıl reklam verildiğini temel kavramlar çerçevesinde basit olarak anlattım. Başta söylediğim gibi, kampanyaların verimliliği, geri dönüşü, önemli ipuçlarını ve kampanya performansının değerlendirilmesini sonraki yazıya bırakıyorum.

Reklam vermeyi düşündüğünüz zaman önce harcamaya razı olduğunuz parayı ve beklentinizi iyi belirlemeniz ve  dükkanınızı ve ürünleri reklama hazır hale getirmeniz gerekiyor. Bu reklamlar sizin için sizin adınıza satış yapamaz. Detaya fazla girmeden, gerisini ikinci yazıya bırakıyorum.


Kolay gelsin J




22 Eylül 2017 Cuma

Etsy’de Yeni Dükkan Açacaklar Bedava Ürün Listeleyebilir. Nasıl mı? Etsy Free Listing Kazanma



Biliyorsunuz, Etsy listelenen her 1 ürün için ürün başına 0,20 cent fatura ediyor. 40 adet ürün listelerseniz, bu 8 USD ediyor. Ama bir yol var ki, Etsy’de ister ilk defa olsun ister 2., 3. dükkanınız olsun, yeni bir dükkan açacaksanız ücretsiz şekilde ürün listeleyebilirsiniz. Nasıl mı?

Dükkanınızı bu linke: http://etsy.me/2fFwePL tıklayarak açmanız halinde Etsy karşılıklı olarak size ve bana 40’ar adet bedava ürün listeleme (listing)/ürün yenileme (renewing) hakkı veriyor. Etsy free listing kazanmak için şartlar aşağıdaki şekilde:

  • Bu link Etsy’nin satıcıya (burada bana) özel oluşturduğu bir link. Verdiğim bu linke http://etsy.me/2fFwePL tıklayıp, dükkanın açılışını gelen sayfadaki mavi “Open My Etsy Shop” butonuna tıklayarak yapmanız gerekiyor. Bu butona tıklamadan kendiniz açarsanız, geçerli olmaz. Önünüze gelecek sayfa şu şekilde:

  • Free listinglerin son kullanma tarihi yok (harika değil mi? J ) sadece iki hesaptan biri kapanırsa kalan kullanım hakkı varsa ortadan kalkıyor.
  • Dükkanınızı oluşturmaya çoktan başlamışsanız ve size davet gelmişse, ücretsiz listing hakkından faydalanamazsınız.
  • 2 ayrı hesabınız varsa, biri için kazandığınız free listingleri diğerine transfer edemezsiniz.

Son olarak, siz dükkanınızı açtıktan sonra dükkan açmayı düşünen başkalarını aynı şekilde davet edebilirsiniz. O kişi de sizin davet linkiniz üzerinden açılışı yaparsa yine böylece karşılıklı 40’ar adet free listing kazanırsınız. Kişi sınırı yok, dilediğiniz sayıda kişiyi davet edebilirsiniz.

Peki siz başkasına nasıl davet göndereceksiniz? Dükkanınızı açtıktan sonra bu sayfaya tıklayın: https://www.etsy.com/invites/sell . Açılan sayfada size özel bir link var. Sayfa üzerinden davetlerinizi yollayabilir veya size özel linki kopyala yapıştır yapıp linki istediğiniz kişiye istediğiniz yerden (Facebook, Twitter, e-mail..) gönderebilirsiniz.

Free listinglerinizi ne zaman kazanacaksınız? Davet ettiğiniz kişi dükkanını tam olarak açtığı zaman, listing kazandığınıza dair bir e-mail alacaksınız.

Şimdi yeni dükkan açmayı düşünüyorsanız eğer, tek  yapmanız gereken http://etsy.me/2fFwePL linkine tıklayarak “Open My Etsy Shop” demek.

Kolay gelsin J


Tekrar Başlıyoruz :-)

Herkese merhabalar!

Blogdaki en son yazımı Aralık 2011’de yazmışım. Yani üzerinden neredeyse 6 sene geçmiş. Bu blogu ilk yazmaya başladığım zamanlar (Mayıs 2010) e-ticaret denilen dünyayı yeni tanımaya başladığım zamanlardı. 2009 senesinden beri hobi olarak takı aksesuarlar yapıyordum, Etsy’yi keşfetmiş ve orada bir dükkan açmıştım. E-ticarete olan ilgi ve merakım, girişimcilik ruhuyla birleşince öğrendiklerimi başkalarıyla da paylaşmak istedim ve blog açtım. Bu sektörde kurumsal bir deneyimim henüz yoktu ancak işin mutfağını yaşamak ve öğrenmek için içimde müthiş bir merak ve arzu vardı. 2011 itibariyle de sektöre kurumsalda adım attım.

Bu yıllar içinde birçok e-ticaret – girişimcilik etkinliklerine, toplantılarına katıldım, zaman oldu kendim de amatör organizasyonlar gerçekleştirdim. Ne var ki iş hayatıyla beraber ciddiyetle yaklaştığınız başka bir faaliyeti birlikte götürmek çoğu zaman imkansız olabiliyor. En azından benim için öyle oldu. İş hayatı süreç içerisinde blogdan uzak kalmama neden oldu.

Üretmeye, kadın girişimciliğine ve alternatif gelir kaynakları yaratmanın önemine çok inanıyorum. Bu anlamda Türkiye’de değerlendirilmeyi bekleyen büyük bir potansiyel olduğu inancıyla -ve PayPal’ın Türkiye faaliyetlerine yeniden başlaması umuduyla- yazılarıma tekrar başlıyorum.

Arayı biraz ısıttıktan sonra atölye çalışmaları yapmak plan dahilinde. Küçük gruplarla yapmayı düşündüğüm atölye çalışmalarında el emeğinizi nasıl paraya dönüştürebileceğinizi, özellikle Etsy’de nasıl dükkan açıp nasıl satış yapmaya başlayabileceğinizi öğrenecek, hem de aklınıza takılan sorulara cevap bulacaksınız.

Geçen yıllar içinde bloguma birçok yorum bırakıldı, en az o kadar da konuyla ilgili e-mail aldım. Ne yazık ki bütün maillere dönüş yapmam mümkün olmadığı için, bu maillerde gelen soru ve konuları toparlayıp, sırayla yazı olarak kaleme alacağım.

Bu süreçte sizlerin desteği benim için çok önemli. Yazılar ne kadar çok okunur ve bloglar ve sosyal medyada ne kadar çok paylaşılırsa, benim yeni yazılarla faydalı bilgiler aktarma imkanım o kadar fazla olur.

Şimdi taze yazı hazırlığındayım. Kısa süre sonra tekrar görüşmek üzere J


6 Aralık 2011 Salı

Türk’ün Mobille İmtihanı: Mobil Kullanıcı Profili


24 Kasım’da Doğuş Üniversitesi’nde gerçekleşen “E-Ticaret ve Sosyal Medya” konferansıyla ilgili notlara 2. yazımla devam ediyorum. İlk yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Bu konferansta konuşulan konulardan biri de hiç şüphesiz “Mobil”di. PayPal Türkiye Ülke Direktörü Kıvanç Onan ödeme alışkanlıklarını ve PayPal’ın mobil ödemeyi biçimlendirmesini anlatırken, Pordiva CTO’su Ercan Balcı bizlerle mobil kullanıcı profili ve mobilin gelişimini paylaştı.

Türkiye’de mobilin 1. dönemi insanların “mobille tanışması”. İlk zamanlar cep telefonları bizim için birer statü sembolüydü -bence hala öyle ama bu başka bir konu :) , bir mekana cep telefonuyla konuşarak girdiğinizde bütün gözler üzerinize çevrilirdi. “Evet bir cep telefonum var ve faturamı ödeyebiliyorum” havasıyla dolaşılırdı. Cep telefonlarının sabit telefonlar gibi değil, sadece bize ait, özel eşya kategorisinde olduğunu fark ettik. Onu kişiselleştirdik ve sahiplendik. Bununla beraber Türk insanı duygularını SMS’lerle yansıttı. Yardım kampanyaları, yarışma oyları ile bir motivasyon aracı oldu.
2. dönem “mobilde bilinçlenme” idi. Cep telefonlarımıza hakim olmaya başladık. Daha bilgisayarın ayarlarına hakim değilken cep telefonlarının ayarlarına hakim olduk. Ercan Bey, e-ticaretin önündeki engellerden bir tanesinin insanların bilgisayarlarına hakim olmamasını düşündüğünü belirtti. Cep telefonlarına bu hakimiyet mobil ticaretin önünü açtı. Bu dönemde güven unsuru da inşa edilmeye başlandı çünkü operatörlerin call-centerları ile her soru ve sorunumuz için iletişime geçebiliyorduk. Son olarak da tabi ki hız ve kolaylık sağlaması onu iyice vazgeçilmez hale getirdi.
3. dönem “internet ve akıllı telefonlar” dönemi. Mobil dünya için dönüm noktası 30 Temmuz 2009’da Türkiye’ye 3G’nin gelmesiydi. Herkes görüntülü görüşme patlayacak sandı ama insanlar zaten konuşuyordu, 3G ile yeni bir şey beklendi. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada böyle oldu.
3G ile mobil internet ve uygulama dünyası ile tanıştık. Şu anda firmalar “Mobil internet sitesi mi yaptırmalı, uygulama mı? Yoksa Apple Store’da mı olmalı?” diye soruyorlar. Ercan Bey firma örneğin inşaat firması ise Apple Store’da olmasının anlamsız olduğunu söyledi ve Google’ın mobil uyumlu internet sitelerini indexte öne aldığını ekledi. Yani eğer web siteniz mobil uyumlu ise, mobilde Google ile arama yapıldığı zaman, mobil uyumlu siteler üst sıralarda gösteriliyor. Bu çok değerli bir fırsat.

Bu dönemde mobile özel içerik üretilmeye başlandı ve mobil teknolojiler hayatımıza girdi. Ercan Bey mobil teknolojilerin satın alma davranışlarımızı nasıl etkilediğini bir anısıyla anlattı: Bir arkadaşı, diğer arkadaşının üstündeki ceketi çok beğeniyor. Nereden, ne kadara aldığını soruyor, hatta bir de deniyor :) Hemen o anda markanın mobil uygulamasını indirip, satın alıyor. Oysa satın almak için eve gitmeyi bekleseydi motivasyonu kaybolabilirdi.
4. dönem “mobilde paylaşım” dönemi. Artık herkes sosyal ağlarda, entegre yaşıyoruz. Her an her yerde online olabiliyoruz.
Bir Pordiva projesi olan cepyol.com da buna güzel bir örnek. Cepyol.com, ulaşım firmalarının bilet satışı yaptığı bir platform. Bu yeni bir şey değil, ancak kimi firmalar cepyol.com üzerinden yaptıkları satışın en çok satış yapan ofislerinden daha çok olduğunu söylüyormuş ki bu gelinen noktayla ilgili bize fikir verebilir. Cepyol.com’un iPhone uygulaması da bulunuyor.
Son olarak, hani şu yılların çok meşhur sloganı vardır: “Size bir telefon kadar yakınız”. Herkese bir telefon kadar yakın olmak artık daha anlamlı. Dolayısıyla artık firmalar stratejilerini buna göre oluşturmalı.




Bu yazımın orijinalini Brandtalks.org'ta bulabilirsiniz.

29 Kasım 2011 Salı

F-Ticaret Gerçek mi?


24 Kasım’da Doğuş Üniversitesi’nde ETİCAD (Elektronik Ticaret Siteleri ve İşletmecileri Derneği)’ın desteğiyle “E-ticaret ve Sosyal Medya Konferansı” düzenlendi. Tabi ki ben de oradaydım! Önümüzdeki birkaç yazıda bu keyifli konferanstan notlar paylaşacağım.

Konferansta sosyal medya ve mobil uygulamaların e-ticaret üzerindeki etkileri konuşuldu; ödeme sistemleri, mobil uygulamalar, online/offline tanıtım, sektörde istihdam, sosyal ticaret, sanal pos uygulamaları, SEO, kargo sistemleri ve Türkiye’nin e-dönüşümü üzerine zihin açıcı konuşmalar dinledik.

Önce Özgür Alaz’ın “F-Ticaret Gerçek mi?” adlı sunumundan bahsedeceğim.

Özgür Alaz kısıtlı süre içinde konuya genel olarak değindi ve Facebook’un e-ticarete olan katkısı ve potansiyelini anlattı.

Öncelikle şunu söylemeli, F-ticaret dendiği zaman çoğumuzun aklına Facebook üzerinden ürün satışı geliyor. Ama aslında ne sadece bu demek, ne de her zaman bu kadar doğrusal. Her zaman direk satınalma mevzubahis olmayabilir. Deneyimleri paylaşarak, tavsiye verip alarak satınalma kararını etkilemek de bunun bir parçası.

Çünkü “Şimdiye kadar sosyal medya hayatımıza girdi, artık hayatımız sosyal medyaya giriyor.” Bu yeni markalar yaratmak için birçok fırsat sunuyor.

Microsoft Office, Google Docs gibi, her yeni platform kendi markalarını yaratıyor, güçlendiriyor.

Serdar Kuzuloğu’nın dediği gibi, “Facebook’un değeri biz ilkokul arkadaşlarımızı bulalım ya da arkadaşlarımızın fotoğraflarına bakalım diye 50 milyar dolar değil, yaşayış ve satınalma kararlarımızı etkilediği için 50 milyar dolar”.

Mark Zuckerberg, Eylül’de yapılan F8 konferansında, “sizin yerinizde olsaydım sosyal ticarete yönelirdim” dedi.


Peki F-ticaretteki fırsatlar ve potansiyeller neler?
1. Lead Kanalı Olarak Facebook:
Facebook bir CRM mecrası olarak çok büyük potansiyele sahip. Bu müşteri ilişkilerini iyi yönetebilmek ve güçlendirmek için müthiş bir fırsat.
2. E-ticaret Girişimini Facebook’a Taşımak:
Ürünler Facebook üzerine taşınarak bir satış mecrası olarak kullanılabilir ancak illa satışı Facebook üzerinden sonlandırmak kritik değil, ürünlere tıklandığında ana satış sitesine yönlendirilebilir.
3. Facebook’u E-Ticaret Girişiminize Taşımak
İnsanlar Facebook’ta yaptığı her şeyi sitenizde yapabilsin, bunun için Facebook araçları siteye taşınabilir. Kendisi buna örnek olarak Tripadvisor uygulamasını verdi. Tatile gitmeyecekseniz bile vizyonu deneyimlemek için üye olmanız sizin için faydalı olacaktır.
4. Girişiminizi Sosyalleştirmek
Bunu da Trippy adlı siteyi örnek vererek anlattı. Burada durum biraz daha farklı; Trippy, Facebook üzerindeki dataları kullanarak seyahati baştan yaratıyor. Bunu nasıl yaptığını aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.




Bu yazımın orijinalini Brandtalks.org'da bulabilirsiniz.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Umutsuz Ev Kadınları DayBuyDay’e Umut Verdi


Türkiye’de hem dizilere hem de hanımların dizilerde kullanılan giysi ve aksesuarlara olan ilgisini hepimiz biliyoruz. Kısaca hatırlatırsak, Bihter çizmesi, Hürrem yüzüğü, Feriha kolyesi ve daha bir çok ürün zamanında piyasaları alt üst etmişlerdi. Taklitleri semt pazarlarında ve işportacılarda kapış kapış gitti. Biliyorsunuz, bir şey taklit ediliyorsa, pazara düştüyse, o “olmuş” demektir. Zaman oldu markalar, kızlarının tarzıyla konuşulan dizilerin ismiyle koleksiyon çıkardı. Dizi sponsorlarını ve hatta sahne sahne giyilen giysilerin markalarını resmi sitelerinde veren kanallara moda bloglarında hayır duaları okundu. Kısacası ilgiyi ve talebi fark etmemek elde değildi.

Elbette buna bağlı olarak bu talebi karşılamak isteyen bir çok girişimci ortaya çıktı. Ancak bu işin farklı boyutları ve farklı maliyetleri olduğu görüldü, çoğu çeşitli sebeplerden bu işten vazgeçti. Yine de yakın şeyler yapanlar var ama bu potansiyeli doğru kullanabilen tam anlamıyla çıktı diyemeyiz.

Ancak dediğim gibi potansiyel ortadaydı ve asıl soru “Nasıl?” idi. Bu soruyu sorarken aklımıza ister istemez özel alışveriş kulüpleri geliyor. Çünkü halihazırda zaten çok büyük bir kitleye sahipler. Tek gereken bu kitleyi bu güçle buluşturabilecekleri doğru bir hamle.

Uzun zamandır kafa yorduğum bu projeyi DayBuyDay bir işbirliği atağıyla hayata geçirmiş bulunuyor. Pazar gününden itibaren “Umutsuz Ev Kadınları” dizisiyle ortak bir kampanyayı sitesine taşıdı.


Öncelikle dizi olarak Umutsuz Ev Kadınları’nı seçmiş olmaları stratejik olarak çok doğru bir karar gibi görünüyor. ABD’de, yayınlandığı her sezon rekorlar kıran bu dizinin bu kadar tutmasında, her kadının ayrı ruhları, dünyaları temsil etmesi, dolayısıyla geniş bir kitleye hitap edebilmesinin payı büyük. Her kadın kendini bir kadınla özdeşleştirebildi. Ülkemizde ise yerli versiyonu yayınlanmaya başlayalı kısa bir süre olmasına rağmen oldukça ilgi gördü.

5 kadının her birinin ayrı tarzları var ve bu tarzları temsil eden farklı markalar bir araya gelince çok geniş bir kitleye hitap eden bir kampanya oldu. DayBuyDay bu noktayı iyi yakalamış görünüyor. Popüler kıyafetler her hafta yenilenerek sezon sonuna kadar satışa çıkmaya devam edecek ve yakın zamanda bunlara aksesuarlar ve dekorasyon ürünleri de eklenecek. Kampanyanın dizinin tanıtımına katkısı olduğu da ortada.

Rakamlar bize kararın doğruluğunu gösteriyor: Stoğun yarısı ilk 2 saatte tükendi ve tüm satışlardan elde edilen gelirin %25’i sadece bu kampanyadan geldi.

Rakipleri fırsatı mı göremedi, yapımcılarla şartlarda mı anlaşamadılar, başka projelere yoğunlaştıkları için bu projeyi değerlendirmek mi istemediler yoksa potansiyeli mi öngöremediler bilmiyorum. Ama bu kampanya bundan sonraki benzer işbirlikleri için fikirler verebilir: Örneğin popüler bir dizinin son bölümünde kullanılan kıyafet, aksesuar ve dekorasyon ürünleri ertesi gün satışa çıkabilir. Ya da diyelim vintage şuan çok moda olduğu için Umutsuz Ev Kadınları’nda kullanılan kurguya benzer şekilde dönemsel dizilerle dönemsel tarzlar yaratılabilir. Ama bir gerçek var; eğer hanımlar dizinin ertesi günü yüzük deyince dizide gördüğü yüzüğü, elbise deyince dizide gördüğü elbiseyi konuşuyorsa, o ürünü satın almaya en yakın anında demektir.

****************************************************************
Peki bu kampanyadan alışveriş yapan var mı? Sizce nasıl bir kampanya idi? Benzer kampanyalar için farklı fikirleriniz ya da şöyle bir kampanya yapılsa gibi önerileriniz var mı? Yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Bu yazımın orijinalini Brandtalks'ta bulabilirsiniz.

6 Kasım 2011 Pazar

Brandtalks: Burada Marka Konuşur, Marka Konuşulur!



Sevgili Limon Yeşili takipçileri, 1 Kasım'dan itibaren e-ticaret sektörü üzerine yazılarımla Brandtalks'tayım.

Brandtalks nedir?

Brandtalks'ta marka sohbetleri yapıyoruz. Markaları, reklamları, son haberleri, sosyal medyayı, dijital dünyayı, teknolojiyi konuşuyoruz..ve gençliğin diliyle konuşuyoruz.

Benim Domino's Pizza ile ilgili ilk yazıma buradan, Etsy.com ile ilgili diğer yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

Brandtalks Facebook sayfası burada

Siteyle ve yazılarımla ilgili fikirlerinizi, yorumlarınızı her zaman beklerim. Ayrıca yazmamızı, paylaşmamızı istediğiniz konular varsa onları da buradan ya da Brandtalks üzerinden paylaşabilirsiniz. 

Herkesin mübarek kurban bayramını kutlarım, bayramın tüm insanlığa iyilik getirmesi dileğiyle, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve huzurlu bayramlar!

1 Kasım 2011 Salı

Düşünüyor Musunuz Yoksa Yapıyor Musunuz?

Kısa ve vurucu blog yazılarını çok seviyorum.

"The Work at Home Wife" geçen gün bir yazı yazmış, düşünmek ve harekete geçmek üzerine..Yazının bir kısmını tercüme ettim, orijinalini okumak isteyenler için yazı burada.




Düşünüyor musunuz, Yapıyor musunuz?

Eğer devamlı bir şeylerle ilgili endişeleniyorsan, günden güne nasıl daha iyi endişelenir onu öğrenirsin. Ama eğer bir şeyi yapmayı düşünüyorsan, nasıl yapılır diye düşünmeyi öğreniyorsun demektir. Mutlu olduğun her an, nasıl daha da mutlu olacağını öğrenirsin. Bir şeyler yaptıkça, nasıl daha iyi harekete geçebileceğini öğrenirsin. Bugün ne öğrendin? Yarın öğrenmek istediğin nedir?

Düşünmek ve yapmak..Hepimizin sık sık içine düştüğü bir girdap. Ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz, ama işte..


-Ya işe yaramazsa?

-Ya bildiklerim yetmezse?

-Ya herkes aptal olduğumu düşünürse?

-Ya her şeyi batırırsam?

-Ya...

-Ya...


Bu sorular, siz izin verdiğiniz müddetçe gelmeye devam eder. Ancak “Ya...?” sorusunun tek bir cevabı vardır:
                        
                            O zaman işe yaraması için gereken değişiklikleri yapacağım.

Eğer bir yere varmak istiyorsanız her şeyden önce ilk adımı atmalısınız. Ha bunun doğru yol olmadığına kanaat getirirseniz, yolunuzu değiştirirsiniz. Ama önce başlamanız gerek. Oturarak geçirdiğiniz her dakika, sizin hedefinizden bir dakika daha geriye düşmeniz demek. Daha ne kadar beklemeyi planlıyorsunuz?


25 Ekim 2011 Salı

11. PERAKENDE GÜNLERİ-2 Aslan Saranga (Domino's Pizza) Sunumu


Perakende Günleri ’11 notlarımın ikincisine, Domino’s Pizza Genel Müdürü Aslan Saranga’nın sunumu ile devam ediyorum. Perakende Konferansıyla ilgili ilk yazımı burada okuyabilirsiniz. 





Aslan Bey konuşmasına “neleri doğru/daha iyi yaptık bunları paylaşacağım” diyerek başladı. 

90'ların başında Türkiye’deki fast food piyasasına baktıklarında McDonald's, Burger King ve kısıtlı şekilde Pizza Hut restaurantlarının olduğunu görüyorlar. Pazar büyüklüğüne baktıklarında ise pazarın büyüklüğünün 500 milyon dolar olduğunu tespit ediyorlar. Ancak evlerde insanların maç izlerken, otururken fast food yemek sipariş ettiklerini, evlere servisi de hesaba katarlarsa bu pazarın 2,5 milyar dolara yükseldiğini görüyorlar ve böylece evlere servise girmeleri gerektiğine karar veriyorlar. 

Bu durumda yani evlere servis alanına girmek istediklerinde rakiplerinin 2-3 TL’ya satış yapan lahmacuncular, hamburgerciler ve kokoreççiler olacağını görüyorlar.

Aslan Bey bunun ardından, Domino’s’un size ilham verecek stratejilerini anlattı:

Kale Stratejisi:

Bu strateji şunu anlatıyor: Her yere dükkan açmak, her yerde olmak yerine “kale” olarak adlandırdığı bir bölgede güçlü olmak. Domino’s’un ilk geliştiği ve şuan en güçlü olduğu bölge Kadıköy-Gebze arası. Bu mesafede toplam 20 restaurantı bulunmakta.

Bu noktada şunu söyledi: Bir marka önce İstanbul/Ankara/İzmir bölgelerine hakim olmalı, daha sonra yayılmalı. Domino’s Pizza’nın 210 restaurantının 110’u İstanbul’da imiş.

Peki yeni bir şube açarken tam satış hedefini tahmin etmek mümkün mü?

Bunun için kullandıkları 3 gösterge var:

Sosyo ekonomik statü analizi

Alım gücü analizi

Çekim noktaları analizi (hedef kitlenin nerelerde vakit geçirdiği)

Bunlar harita üzerinde işaretlenerek elde edilen veriler ışığında satış hedefleri ortaya çıkartılıyor.

Demografik Pazarlama

Örneğin Kazasker şubesi en çok kazanan ama en çok müşteri kaybeden şube imiş. Bu durumda o şubeye yönelik farklı pazarlama politikaları ve kampanya çalışmaları ile müşterinin bağlılığı arttırılmaya çalışıyor.

Hedefe Ortak Etmek

“Amerikan Rüyasını” hepimiz biliriz. İşte Aslan Bey “biz de Türk rüyasını gerçekleştirmek istedik” diyor. Bu da “sürücüleri milyoner yapmak”. Şuan işe motorcu olarak başlayıp, restaurant müdürü olan, hatta yüksek cirolarla birden fazla şube yöneten bir çok örnek bulunuyor.


Ayrıca Aslan Bey bir firma için “gerçeklik anı” olarak adlandırdığı bir olgudan bahsetti. Bu, en yoğun anda başarılı olmak anlamına geliyor. Çünkü çoğu işte olduğu gibi, restaurantlarda da günün belli bir saati en yoğun saat. Haliyle, sakin anlarda işi yürütmek nispeten kolay ancak bu anlarda yoğunluğu yönetebilmek başarıyı ya da başarısızlığı belirleyen şey.

Birkaç Keyifli Bilgi:

  • Domino’s Pizza’da çalışan herkesin hamur açmayı bilmesi gerekiyor. Bunun için işe başlarken eğitim veriliyor.
  • 20 sn’de hamur açamayan müdür olamıyor.

  • Adana’da en çok tüketilen pizza çeşidi ince ve peynirli pizzaymış.
  • Bol Malzemos Pizza Türklerin “ortaya karışık kültürü”nün ortaya çıkardığı bir ürünmüş :)
  • Edirne’de bir meyhaneci her akşam meyhanesine tam 25 tane karışık pizza siparişi veriyormuş. Bu böyle 15 gün sürmüş, en sonunda şube müdürü dayanamayıp meyhaneye gitmiş. Her akşam 25 tane pizzayı ne yaptıklarını sormuş. Meyhane sahibi de “üstünü sıyırıp müşterilere veriyorum, çok satıyor hem daha karlı oluyor” demiş :))


Son olarak Aslan Bey başarılarının sırrını “Lezzet ve hızlı lezzet (hızlı sevkiyat)” olarak özetliyor. Hız diyince aklınıza sadece evlere servis gelmesin, bu hız tarladan şubeye olan sevkiyat için de geçerli.


21 Ekim 2011 Cuma

11. PERAKENDE GÜNLERİ-1 Tolga Tatari (MARKAFONİ) Sunumu


19-20 Ekim tarihlerinde Lütfi Kırdar’da Perakende Günleri’nin 11.si düzenlendi.


Önümüzdeki yazılarda bu müthiş konferansta aldığım ilginç notları sizlerle paylaşacağım. Ama önce bir teşekkür: Bu konferansa katılım şartlarını öğrenmek için organizasyon firmasına mail attığımda, beni blogger olarak oraya davet etmek istediklerini söylediler. Tabi ki inanılmaz sevindim ve büyük bir şevkle konferansta yerimi aldım. Kendilerine buradan tekrar teşekkür ediyorum :) 

2 gün boyunca hem sunumları dinledim, bilgilendim, dersler çıkardım, hem de birçok yeni insanla tanıştım. Levent Erden (Euro RSCG Türkiye), Peter Fitzgerald (Google), Aubrey Ghose (ais>Brandlab), Semih Şeftali (Esse), Aslan Saranga (Domino’s Pizza), Tolga Tatari (Markafoni), Bob Thacker (Officemax), Tim Harford (Financial Times), Vahap Küçük (LCWaikiki) sunum yapan firmalar ve isimlerden sadece birkaçıydı.

Bildiğiniz gibi e-ticarete olan özel ilgimden dolayı ilk yazımı 2.gün gerçekleşen Markafoni sunumuna ayırıyorum. :) Markafoni kurucu ortağı Tolga Tatari salondaki yaklaşık 3000 perakendeciye, firmaların neden onlineda var olması gerektiğini ancak bunun çok iyi bildikleri, alışageldikleri mağazacılık uygulamalarından hangi noktalarda farklılaştığını anlattı. O sunumdan bazı notlar şu şekilde: 



“Perakendeciler İçin E-Ticaret Stratejileri” 
Tolga Tatari, Markafoni

Kendisi sunuma bazı rakamlar vererek başladı. Önemli rakamlardan biri şuan Türkiye’de internet kullanıcılarının sadece %20’sinin internetten alışveriş yapıyor olması. Bu oran ABD’de %60’larda. Yani bu alan daha gelişmeye çok açık. 

Peki online perakendenin offline’dan farkları ne? Aslında temelde müşterinin gerçek bir mağaza deneyimi ile internet ortamındaki alışveriş deneyimi aynı. Şöyle ki;

Gerçek alışveriş deneyimindeki tabela sanal mağazadaki URL ile, vitrin anasayfa ile, mağazayı dolaşma sayfalar arasında gezinme ile, satış danışmanı canlı destek/chat ile, deneme yorumlar ile, kasadaki ödeme sanal ödeme ile bağdaşıyor.

Peki buradaki önemli noktalar neler?

-Nasıl ki gerçek bir mağazada iç dekorasyon belli kriterlere göre planlanıp tasarlanıyorsa, sanal mağaza deneyimi de “katalog mimarisi” olarak adlandırdığı olgunun ışığında oluşturulmalı.

-Gerçek bir mağazada, ürünlerle kasaya geldiğinizde çoğunlukla “ben almaktan vazgeçtim” diyip elinizdekileri bırakmazsınız. Ama sanal mağazalarda ödeme adımında satın almaktan vazgeçme oranı %50 imiş ki bu internet alışverişinde makul bir oran olarak kabul ediliyormuş. (Bu oranı düşürmeye yönelik yöntemlerin neler olabileceği geldi aklıma, bu konuyu araştırmak üzere bir kenara not ettim.)

-Ödeme sayfalarında yaratıcı/farklı denemeler yapmaktan kaçınmalı, sonuçları tehlikeli olabilir. Bu alanı düzenlerken amazon.com gibi firmaların yıllar içinde oturttukları biçimden şaşmamak gerekiyor.

-Değindiği önemli noktalardan biri de sitenizden alışveriş yapan bir kişinin, satın aldığı ürün eline geçene kadar “müşteri” haline gelmediği. Yani kişi, o ürüne beklediği kondüsyonda ve şartlarda sahip olana kadar aslında müşteri değil.

-Yapılan araştırmalardan ortaya çıkan ilginç bir sonuç şöyle: E-ticaret müşterisi için en önemli kriter fiyat değil. Bu kriterlerin başında “ürün açıklamasının yeterli olması” var. Fiyat bunun arkasından geliyor. Yani müşteri öncelikle ne aldığından emin olmak istiyor. 

Fotoğraf

-Bir başka yanlış algı “ben büyük markayım, nasılsa satarım” düşüncesi. Mağazalardan toplanan müşteri dataları bu noktada bir anlam ifade etmeyebilir. “E-ticaret projesinde mağazayı sanki sizi hiç tanımayan bir ülkede açmış gibi bir pazarlama stratejisi izlemeli” diyor. 

Ya da tersi de mümkün; reelde daha çok bilinirliğe sahip rakip markayı, sanalda geçmeniz mümkün. Kısacası sanalda, reeldeki rakibinize karşı dengeler her zaman tersine dönebilir.

Sunumun en keyifli kısmı her zaman olduğu gibi yaşananlardan çıkartılan derslerdi. Bunlar kısaca şöyle:

1) Lojistik planlamasını iyi yapın
2) Kapasitenizi büyütmeye hazır olun. (günde 40 milyon kişinin ziyaret ettiği bir AVM’de iş yapıyor gibi düşünün)
3) E-ticaret modellerini birbirine karıştırmayın
4) Ürünlerin sergilemesini uygun mankenler ile yapın

Tolga Bey sağolsun bizler için “2011’in en iyi internet projeleri”ni derlemiş. Onu da bizlerle paylaştı. İşte o projeler:
Gözlükfoni
Çantafoni
Memurfoni
Kozmofoni
Mobilyafoni
Ayakkabıfoni
Teknofoni
Vibrafoni :)

Evet klonu çok gördük, bunlar da Markafoni klonları :):)

Sonraki yazımda Domino’s Pizza genel müdürü Aslan Saranga’nın sunumundan notlar paylaşacağım. Herkese keyifli haftasonları dilerim :)

14 Ekim 2011 Cuma

Tasarımcılar ve El Emeği Üreticileri İçin Sosyal Medya

Geçen gün pasaj.com'un Facebook sayfasında aşağıdaki tatlı mı tatlı fotoğrafı paylaşmışlar. Ben tabi göz aşinalığı gereği, pasaj.com'da satılan değil, internetten bulunmuş ve sayfa yönetiminin fikir olsun diye koyduğu bir fotoğraf olduğunu anladım ama bir hanım altına gördüğünüz yorumu bırakmış. "Hemen" satın almak istediğini, nasıl yapacağını sormuş. Pasajcılar da gerekli açıklamayı yapmış, hatta daha iyisi bir de yönlendirme yapmışlar. Buraya kadar çok güzel.



Peki şunu merak ediyorum, o yorumu görüp, o hanıma "ben bebek patikleri yapıyorum, bundan da yapabilirim" diye ulaşan olmuş mudur?-ki bebek patikleri yapan ve satan/satmak isteyen çok hanım olduğunu biliyorum. Olmuşsa bile kaç kişidir?

Eğer ürettiklerinizi satmak, isminizi duyurmak, kendinizi tanıtmak istiyorsanız sosyal medyayı kullanmama, ondan faydalanmama gibi bir seçeneğiniz olamaz. Mesele sosyal medyada var olup olmama değil, onu nasıl ya da ne kadar iyi kullandığınız.

Benim Limon Yeşili Takı Facebook sayfamda da benzer şekilde fotoğrafların altına, bunu beğendim, nasıl alabilirim diye mesaj bırakanlar oluyor zaman zaman. Ben de tabi duruma anında müdahale :) edip yönlendirmeyi yapıyorum. Bu benim kendi sayfamda oldu ama fark etmiyor, anlatmaya çalıştığım "sosyal medya takibi"nin önemi ve "satın almaya hazır ve istekli" kişilerin tespit edilmesi.

Facebook'ta takibi nasıl yapabilirsiniz?

Şöyle bir adım ile başlayabilirsiniz:

Öncelikle ürünlerinizin hitap ettiği insanların bulunduğu yerlerde "takılmanız" gerek. Bu ne demek? Siz eğer nikah şekeri yapıyorsanız, "Nikah Şekeri Yapanlar Sayfası" nda :) vakit geçirmeniz mi daha mantıklı, yoksa evlilik planları yapanların olduğu yerlerde mi? Elbette üreticilerle bir arada bulunacaksınız, iletişim halinde olacaksınız ama iş satmaya geldiğinde, sizin ikinci gruptaki insanların dikkatini çekmeniz, onlarla bağlantı kurmanız gerek. 

Ve tabi, pasaj.com örneğinde olduğu gibi, size ve işinize hitap eden sayfaları ve bırakılan yorumları olabildiğince takip halinde olmalısınız ki böyle fırsatları kaçırmayasınız.

Bu arada belirteyim, yaptığınız iş ile ilgili bir Facebook sayfası açmanız, Facebook'ta işinizle ilgili paylaşımları bu sayfanızda yapmanız ve gezinirken de yorumlarınızı bu kimliğinizle bırakmanız daha profesyonel ve güvenilir bir izlenim yaratmanızı sağlar.

Sorularınız ya da yorumlarınız varsa lütfen paylaşın :)


Bu yazıya Ahmet Kırtok'un bir yazısı ilham oldu. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.