6 Aralık 2011 Salı

Türk’ün Mobille İmtihanı: Mobil Kullanıcı Profili


24 Kasım’da Doğuş Üniversitesi’nde gerçekleşen “E-Ticaret ve Sosyal Medya” konferansıyla ilgili notlara 2. yazımla devam ediyorum. İlk yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Bu konferansta konuşulan konulardan biri de hiç şüphesiz “Mobil”di. PayPal Türkiye Ülke Direktörü Kıvanç Onan ödeme alışkanlıklarını ve PayPal’ın mobil ödemeyi biçimlendirmesini anlatırken, Pordiva CTO’su Ercan Balcı bizlerle mobil kullanıcı profili ve mobilin gelişimini paylaştı.

Türkiye’de mobilin 1. dönemi insanların “mobille tanışması”. İlk zamanlar cep telefonları bizim için birer statü sembolüydü -bence hala öyle ama bu başka bir konu :) , bir mekana cep telefonuyla konuşarak girdiğinizde bütün gözler üzerinize çevrilirdi. “Evet bir cep telefonum var ve faturamı ödeyebiliyorum” havasıyla dolaşılırdı. Cep telefonlarının sabit telefonlar gibi değil, sadece bize ait, özel eşya kategorisinde olduğunu fark ettik. Onu kişiselleştirdik ve sahiplendik. Bununla beraber Türk insanı duygularını SMS’lerle yansıttı. Yardım kampanyaları, yarışma oyları ile bir motivasyon aracı oldu.
2. dönem “mobilde bilinçlenme” idi. Cep telefonlarımıza hakim olmaya başladık. Daha bilgisayarın ayarlarına hakim değilken cep telefonlarının ayarlarına hakim olduk. Ercan Bey, e-ticaretin önündeki engellerden bir tanesinin insanların bilgisayarlarına hakim olmamasını düşündüğünü belirtti. Cep telefonlarına bu hakimiyet mobil ticaretin önünü açtı. Bu dönemde güven unsuru da inşa edilmeye başlandı çünkü operatörlerin call-centerları ile her soru ve sorunumuz için iletişime geçebiliyorduk. Son olarak da tabi ki hız ve kolaylık sağlaması onu iyice vazgeçilmez hale getirdi.
3. dönem “internet ve akıllı telefonlar” dönemi. Mobil dünya için dönüm noktası 30 Temmuz 2009’da Türkiye’ye 3G’nin gelmesiydi. Herkes görüntülü görüşme patlayacak sandı ama insanlar zaten konuşuyordu, 3G ile yeni bir şey beklendi. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada böyle oldu.
3G ile mobil internet ve uygulama dünyası ile tanıştık. Şu anda firmalar “Mobil internet sitesi mi yaptırmalı, uygulama mı? Yoksa Apple Store’da mı olmalı?” diye soruyorlar. Ercan Bey firma örneğin inşaat firması ise Apple Store’da olmasının anlamsız olduğunu söyledi ve Google’ın mobil uyumlu internet sitelerini indexte öne aldığını ekledi. Yani eğer web siteniz mobil uyumlu ise, mobilde Google ile arama yapıldığı zaman, mobil uyumlu siteler üst sıralarda gösteriliyor. Bu çok değerli bir fırsat.

Bu dönemde mobile özel içerik üretilmeye başlandı ve mobil teknolojiler hayatımıza girdi. Ercan Bey mobil teknolojilerin satın alma davranışlarımızı nasıl etkilediğini bir anısıyla anlattı: Bir arkadaşı, diğer arkadaşının üstündeki ceketi çok beğeniyor. Nereden, ne kadara aldığını soruyor, hatta bir de deniyor :) Hemen o anda markanın mobil uygulamasını indirip, satın alıyor. Oysa satın almak için eve gitmeyi bekleseydi motivasyonu kaybolabilirdi.
4. dönem “mobilde paylaşım” dönemi. Artık herkes sosyal ağlarda, entegre yaşıyoruz. Her an her yerde online olabiliyoruz.
Bir Pordiva projesi olan cepyol.com da buna güzel bir örnek. Cepyol.com, ulaşım firmalarının bilet satışı yaptığı bir platform. Bu yeni bir şey değil, ancak kimi firmalar cepyol.com üzerinden yaptıkları satışın en çok satış yapan ofislerinden daha çok olduğunu söylüyormuş ki bu gelinen noktayla ilgili bize fikir verebilir. Cepyol.com’un iPhone uygulaması da bulunuyor.
Son olarak, hani şu yılların çok meşhur sloganı vardır: “Size bir telefon kadar yakınız”. Herkese bir telefon kadar yakın olmak artık daha anlamlı. Dolayısıyla artık firmalar stratejilerini buna göre oluşturmalı.




Bu yazımın orijinalini Brandtalks.org'ta bulabilirsiniz.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Umutsuz Ev Kadınları DayBuyDay’e Umut Verdi


Türkiye’de hem dizilere hem de hanımların dizilerde kullanılan giysi ve aksesuarlara olan ilgisini hepimiz biliyoruz. Kısaca hatırlatırsak, Bihter çizmesi, Hürrem yüzüğü, Feriha kolyesi ve daha bir çok ürün zamanında piyasaları alt üst etmişlerdi. Taklitleri semt pazarlarında ve işportacılarda kapış kapış gitti. Biliyorsunuz, bir şey taklit ediliyorsa, pazara düştüyse, o “olmuş” demektir. Zaman oldu markalar, kızlarının tarzıyla konuşulan dizilerin ismiyle koleksiyon çıkardı. Dizi sponsorlarını ve hatta sahne sahne giyilen giysilerin markalarını resmi sitelerinde veren kanallara moda bloglarında hayır duaları okundu. Kısacası ilgiyi ve talebi fark etmemek elde değildi.

Elbette buna bağlı olarak bu talebi karşılamak isteyen bir çok girişimci ortaya çıktı. Ancak bu işin farklı boyutları ve farklı maliyetleri olduğu görüldü, çoğu çeşitli sebeplerden bu işten vazgeçti. Yine de yakın şeyler yapanlar var ama bu potansiyeli doğru kullanabilen tam anlamıyla çıktı diyemeyiz.

Ancak dediğim gibi potansiyel ortadaydı ve asıl soru “Nasıl?” idi. Bu soruyu sorarken aklımıza ister istemez özel alışveriş kulüpleri geliyor. Çünkü halihazırda zaten çok büyük bir kitleye sahipler. Tek gereken bu kitleyi bu güçle buluşturabilecekleri doğru bir hamle.

Uzun zamandır kafa yorduğum bu projeyi DayBuyDay bir işbirliği atağıyla hayata geçirmiş bulunuyor. Pazar gününden itibaren “Umutsuz Ev Kadınları” dizisiyle ortak bir kampanyayı sitesine taşıdı.


Öncelikle dizi olarak Umutsuz Ev Kadınları’nı seçmiş olmaları stratejik olarak çok doğru bir karar gibi görünüyor. ABD’de, yayınlandığı her sezon rekorlar kıran bu dizinin bu kadar tutmasında, her kadının ayrı ruhları, dünyaları temsil etmesi, dolayısıyla geniş bir kitleye hitap edebilmesinin payı büyük. Her kadın kendini bir kadınla özdeşleştirebildi. Ülkemizde ise yerli versiyonu yayınlanmaya başlayalı kısa bir süre olmasına rağmen oldukça ilgi gördü.

5 kadının her birinin ayrı tarzları var ve bu tarzları temsil eden farklı markalar bir araya gelince çok geniş bir kitleye hitap eden bir kampanya oldu. DayBuyDay bu noktayı iyi yakalamış görünüyor. Popüler kıyafetler her hafta yenilenerek sezon sonuna kadar satışa çıkmaya devam edecek ve yakın zamanda bunlara aksesuarlar ve dekorasyon ürünleri de eklenecek. Kampanyanın dizinin tanıtımına katkısı olduğu da ortada.

Rakamlar bize kararın doğruluğunu gösteriyor: Stoğun yarısı ilk 2 saatte tükendi ve tüm satışlardan elde edilen gelirin %25’i sadece bu kampanyadan geldi.

Rakipleri fırsatı mı göremedi, yapımcılarla şartlarda mı anlaşamadılar, başka projelere yoğunlaştıkları için bu projeyi değerlendirmek mi istemediler yoksa potansiyeli mi öngöremediler bilmiyorum. Ama bu kampanya bundan sonraki benzer işbirlikleri için fikirler verebilir: Örneğin popüler bir dizinin son bölümünde kullanılan kıyafet, aksesuar ve dekorasyon ürünleri ertesi gün satışa çıkabilir. Ya da diyelim vintage şuan çok moda olduğu için Umutsuz Ev Kadınları’nda kullanılan kurguya benzer şekilde dönemsel dizilerle dönemsel tarzlar yaratılabilir. Ama bir gerçek var; eğer hanımlar dizinin ertesi günü yüzük deyince dizide gördüğü yüzüğü, elbise deyince dizide gördüğü elbiseyi konuşuyorsa, o ürünü satın almaya en yakın anında demektir.

****************************************************************
Peki bu kampanyadan alışveriş yapan var mı? Sizce nasıl bir kampanya idi? Benzer kampanyalar için farklı fikirleriniz ya da şöyle bir kampanya yapılsa gibi önerileriniz var mı? Yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Bu yazımın orijinalini Brandtalks'ta bulabilirsiniz.

6 Kasım 2011 Pazar

Brandtalks: Burada Marka Konuşur, Marka Konuşulur!



Sevgili Limon Yeşili takipçileri, 1 Kasım'dan itibaren e-ticaret sektörü üzerine yazılarımla Brandtalks'tayım.

Brandtalks nedir?

Brandtalks'ta marka sohbetleri yapıyoruz. Markaları, reklamları, son haberleri, sosyal medyayı, dijital dünyayı, teknolojiyi konuşuyoruz..ve gençliğin diliyle konuşuyoruz.

Benim Domino's Pizza ile ilgili ilk yazıma buradan, Etsy.com ile ilgili diğer yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

Brandtalks Facebook sayfası burada

Siteyle ve yazılarımla ilgili fikirlerinizi, yorumlarınızı her zaman beklerim. Ayrıca yazmamızı, paylaşmamızı istediğiniz konular varsa onları da buradan ya da Brandtalks üzerinden paylaşabilirsiniz. 

Herkesin mübarek kurban bayramını kutlarım, bayramın tüm insanlığa iyilik getirmesi dileğiyle, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve huzurlu bayramlar!

25 Ekim 2011 Salı

11. PERAKENDE GÜNLERİ-2 Aslan Saranga (Domino's Pizza) Sunumu


Perakende Günleri ’11 notlarımın ikincisine, Domino’s Pizza Genel Müdürü Aslan Saranga’nın sunumu ile devam ediyorum. Perakende Konferansıyla ilgili ilk yazımı burada okuyabilirsiniz. 





Aslan Bey konuşmasına “neleri doğru/daha iyi yaptık bunları paylaşacağım” diyerek başladı. 

90'ların başında Türkiye’deki fast food piyasasına baktıklarında McDonald's, Burger King ve kısıtlı şekilde Pizza Hut restaurantlarının olduğunu görüyorlar. Pazar büyüklüğüne baktıklarında ise pazarın büyüklüğünün 500 milyon dolar olduğunu tespit ediyorlar. Ancak evlerde insanların maç izlerken, otururken fast food yemek sipariş ettiklerini, evlere servisi de hesaba katarlarsa bu pazarın 2,5 milyar dolara yükseldiğini görüyorlar ve böylece evlere servise girmeleri gerektiğine karar veriyorlar. 

Bu durumda yani evlere servis alanına girmek istediklerinde rakiplerinin 2-3 TL’ya satış yapan lahmacuncular, hamburgerciler ve kokoreççiler olacağını görüyorlar.

Aslan Bey bunun ardından, Domino’s’un size ilham verecek stratejilerini anlattı:

Kale Stratejisi:

Bu strateji şunu anlatıyor: Her yere dükkan açmak, her yerde olmak yerine “kale” olarak adlandırdığı bir bölgede güçlü olmak. Domino’s’un ilk geliştiği ve şuan en güçlü olduğu bölge Kadıköy-Gebze arası. Bu mesafede toplam 20 restaurantı bulunmakta.

Bu noktada şunu söyledi: Bir marka önce İstanbul/Ankara/İzmir bölgelerine hakim olmalı, daha sonra yayılmalı. Domino’s Pizza’nın 210 restaurantının 110’u İstanbul’da imiş.

Peki yeni bir şube açarken tam satış hedefini tahmin etmek mümkün mü?

Bunun için kullandıkları 3 gösterge var:

Sosyo ekonomik statü analizi

Alım gücü analizi

Çekim noktaları analizi (hedef kitlenin nerelerde vakit geçirdiği)

Bunlar harita üzerinde işaretlenerek elde edilen veriler ışığında satış hedefleri ortaya çıkartılıyor.

Demografik Pazarlama

Örneğin Kazasker şubesi en çok kazanan ama en çok müşteri kaybeden şube imiş. Bu durumda o şubeye yönelik farklı pazarlama politikaları ve kampanya çalışmaları ile müşterinin bağlılığı arttırılmaya çalışıyor.

Hedefe Ortak Etmek

“Amerikan Rüyasını” hepimiz biliriz. İşte Aslan Bey “biz de Türk rüyasını gerçekleştirmek istedik” diyor. Bu da “sürücüleri milyoner yapmak”. Şuan işe motorcu olarak başlayıp, restaurant müdürü olan, hatta yüksek cirolarla birden fazla şube yöneten bir çok örnek bulunuyor.


Ayrıca Aslan Bey bir firma için “gerçeklik anı” olarak adlandırdığı bir olgudan bahsetti. Bu, en yoğun anda başarılı olmak anlamına geliyor. Çünkü çoğu işte olduğu gibi, restaurantlarda da günün belli bir saati en yoğun saat. Haliyle, sakin anlarda işi yürütmek nispeten kolay ancak bu anlarda yoğunluğu yönetebilmek başarıyı ya da başarısızlığı belirleyen şey.

Birkaç Keyifli Bilgi:

  • Domino’s Pizza’da çalışan herkesin hamur açmayı bilmesi gerekiyor. Bunun için işe başlarken eğitim veriliyor.
  • 20 sn’de hamur açamayan müdür olamıyor.

  • Adana’da en çok tüketilen pizza çeşidi ince ve peynirli pizzaymış.
  • Bol Malzemos Pizza Türklerin “ortaya karışık kültürü”nün ortaya çıkardığı bir ürünmüş :)
  • Edirne’de bir meyhaneci her akşam meyhanesine tam 25 tane karışık pizza siparişi veriyormuş. Bu böyle 15 gün sürmüş, en sonunda şube müdürü dayanamayıp meyhaneye gitmiş. Her akşam 25 tane pizzayı ne yaptıklarını sormuş. Meyhane sahibi de “üstünü sıyırıp müşterilere veriyorum, çok satıyor hem daha karlı oluyor” demiş :))


Son olarak Aslan Bey başarılarının sırrını “Lezzet ve hızlı lezzet (hızlı sevkiyat)” olarak özetliyor. Hız diyince aklınıza sadece evlere servis gelmesin, bu hız tarladan şubeye olan sevkiyat için de geçerli.


21 Ekim 2011 Cuma

11. PERAKENDE GÜNLERİ-1 Tolga Tatari (MARKAFONİ) Sunumu


19-20 Ekim tarihlerinde Lütfi Kırdar’da Perakende Günleri’nin 11.si düzenlendi.


Önümüzdeki yazılarda bu müthiş konferansta aldığım ilginç notları sizlerle paylaşacağım. Ama önce bir teşekkür: Bu konferansa katılım şartlarını öğrenmek için organizasyon firmasına mail attığımda, beni blogger olarak oraya davet etmek istediklerini söylediler. Tabi ki inanılmaz sevindim ve büyük bir şevkle konferansta yerimi aldım. Kendilerine buradan tekrar teşekkür ediyorum :) 

2 gün boyunca hem sunumları dinledim, bilgilendim, dersler çıkardım, hem de birçok yeni insanla tanıştım. Levent Erden (Euro RSCG Türkiye), Peter Fitzgerald (Google), Aubrey Ghose (ais>Brandlab), Semih Şeftali (Esse), Aslan Saranga (Domino’s Pizza), Tolga Tatari (Markafoni), Bob Thacker (Officemax), Tim Harford (Financial Times), Vahap Küçük (LCWaikiki) sunum yapan firmalar ve isimlerden sadece birkaçıydı.

Bildiğiniz gibi e-ticarete olan özel ilgimden dolayı ilk yazımı 2.gün gerçekleşen Markafoni sunumuna ayırıyorum. :) Markafoni kurucu ortağı Tolga Tatari salondaki yaklaşık 3000 perakendeciye, firmaların neden onlineda var olması gerektiğini ancak bunun çok iyi bildikleri, alışageldikleri mağazacılık uygulamalarından hangi noktalarda farklılaştığını anlattı. O sunumdan bazı notlar şu şekilde: 



“Perakendeciler İçin E-Ticaret Stratejileri” 
Tolga Tatari, Markafoni

Kendisi sunuma bazı rakamlar vererek başladı. Önemli rakamlardan biri şuan Türkiye’de internet kullanıcılarının sadece %20’sinin internetten alışveriş yapıyor olması. Bu oran ABD’de %60’larda. Yani bu alan daha gelişmeye çok açık. 

Peki online perakendenin offline’dan farkları ne? Aslında temelde müşterinin gerçek bir mağaza deneyimi ile internet ortamındaki alışveriş deneyimi aynı. Şöyle ki;

Gerçek alışveriş deneyimindeki tabela sanal mağazadaki URL ile, vitrin anasayfa ile, mağazayı dolaşma sayfalar arasında gezinme ile, satış danışmanı canlı destek/chat ile, deneme yorumlar ile, kasadaki ödeme sanal ödeme ile bağdaşıyor.

Peki buradaki önemli noktalar neler?

-Nasıl ki gerçek bir mağazada iç dekorasyon belli kriterlere göre planlanıp tasarlanıyorsa, sanal mağaza deneyimi de “katalog mimarisi” olarak adlandırdığı olgunun ışığında oluşturulmalı.

-Gerçek bir mağazada, ürünlerle kasaya geldiğinizde çoğunlukla “ben almaktan vazgeçtim” diyip elinizdekileri bırakmazsınız. Ama sanal mağazalarda ödeme adımında satın almaktan vazgeçme oranı %50 imiş ki bu internet alışverişinde makul bir oran olarak kabul ediliyormuş. (Bu oranı düşürmeye yönelik yöntemlerin neler olabileceği geldi aklıma, bu konuyu araştırmak üzere bir kenara not ettim.)

-Ödeme sayfalarında yaratıcı/farklı denemeler yapmaktan kaçınmalı, sonuçları tehlikeli olabilir. Bu alanı düzenlerken amazon.com gibi firmaların yıllar içinde oturttukları biçimden şaşmamak gerekiyor.

-Değindiği önemli noktalardan biri de sitenizden alışveriş yapan bir kişinin, satın aldığı ürün eline geçene kadar “müşteri” haline gelmediği. Yani kişi, o ürüne beklediği kondüsyonda ve şartlarda sahip olana kadar aslında müşteri değil.

-Yapılan araştırmalardan ortaya çıkan ilginç bir sonuç şöyle: E-ticaret müşterisi için en önemli kriter fiyat değil. Bu kriterlerin başında “ürün açıklamasının yeterli olması” var. Fiyat bunun arkasından geliyor. Yani müşteri öncelikle ne aldığından emin olmak istiyor. 

Fotoğraf

-Bir başka yanlış algı “ben büyük markayım, nasılsa satarım” düşüncesi. Mağazalardan toplanan müşteri dataları bu noktada bir anlam ifade etmeyebilir. “E-ticaret projesinde mağazayı sanki sizi hiç tanımayan bir ülkede açmış gibi bir pazarlama stratejisi izlemeli” diyor. 

Ya da tersi de mümkün; reelde daha çok bilinirliğe sahip rakip markayı, sanalda geçmeniz mümkün. Kısacası sanalda, reeldeki rakibinize karşı dengeler her zaman tersine dönebilir.

Sunumun en keyifli kısmı her zaman olduğu gibi yaşananlardan çıkartılan derslerdi. Bunlar kısaca şöyle:

1) Lojistik planlamasını iyi yapın
2) Kapasitenizi büyütmeye hazır olun. (günde 40 milyon kişinin ziyaret ettiği bir AVM’de iş yapıyor gibi düşünün)
3) E-ticaret modellerini birbirine karıştırmayın
4) Ürünlerin sergilemesini uygun mankenler ile yapın

Tolga Bey sağolsun bizler için “2011’in en iyi internet projeleri”ni derlemiş. Onu da bizlerle paylaştı. İşte o projeler:
Gözlükfoni
Çantafoni
Memurfoni
Kozmofoni
Mobilyafoni
Ayakkabıfoni
Teknofoni
Vibrafoni :)

Evet klonu çok gördük, bunlar da Markafoni klonları :):)

Sonraki yazımda Domino’s Pizza genel müdürü Aslan Saranga’nın sunumundan notlar paylaşacağım. Herkese keyifli haftasonları dilerim :)

14 Ekim 2011 Cuma

Tasarımcılar ve El Emeği Üreticileri İçin Sosyal Medya

Geçen gün pasaj.com'un Facebook sayfasında aşağıdaki tatlı mı tatlı fotoğrafı paylaşmışlar. Ben tabi göz aşinalığı gereği, pasaj.com'da satılan değil, internetten bulunmuş ve sayfa yönetiminin fikir olsun diye koyduğu bir fotoğraf olduğunu anladım ama bir hanım altına gördüğünüz yorumu bırakmış. "Hemen" satın almak istediğini, nasıl yapacağını sormuş. Pasajcılar da gerekli açıklamayı yapmış, hatta daha iyisi bir de yönlendirme yapmışlar. Buraya kadar çok güzel.



Peki şunu merak ediyorum, o yorumu görüp, o hanıma "ben bebek patikleri yapıyorum, bundan da yapabilirim" diye ulaşan olmuş mudur?-ki bebek patikleri yapan ve satan/satmak isteyen çok hanım olduğunu biliyorum. Olmuşsa bile kaç kişidir?

Eğer ürettiklerinizi satmak, isminizi duyurmak, kendinizi tanıtmak istiyorsanız sosyal medyayı kullanmama, ondan faydalanmama gibi bir seçeneğiniz olamaz. Mesele sosyal medyada var olup olmama değil, onu nasıl ya da ne kadar iyi kullandığınız.

Benim Limon Yeşili Takı Facebook sayfamda da benzer şekilde fotoğrafların altına, bunu beğendim, nasıl alabilirim diye mesaj bırakanlar oluyor zaman zaman. Ben de tabi duruma anında müdahale :) edip yönlendirmeyi yapıyorum. Bu benim kendi sayfamda oldu ama fark etmiyor, anlatmaya çalıştığım "sosyal medya takibi"nin önemi ve "satın almaya hazır ve istekli" kişilerin tespit edilmesi.

Facebook'ta takibi nasıl yapabilirsiniz?

Şöyle bir adım ile başlayabilirsiniz:

Öncelikle ürünlerinizin hitap ettiği insanların bulunduğu yerlerde "takılmanız" gerek. Bu ne demek? Siz eğer nikah şekeri yapıyorsanız, "Nikah Şekeri Yapanlar Sayfası" nda :) vakit geçirmeniz mi daha mantıklı, yoksa evlilik planları yapanların olduğu yerlerde mi? Elbette üreticilerle bir arada bulunacaksınız, iletişim halinde olacaksınız ama iş satmaya geldiğinde, sizin ikinci gruptaki insanların dikkatini çekmeniz, onlarla bağlantı kurmanız gerek. 

Ve tabi, pasaj.com örneğinde olduğu gibi, size ve işinize hitap eden sayfaları ve bırakılan yorumları olabildiğince takip halinde olmalısınız ki böyle fırsatları kaçırmayasınız.

Bu arada belirteyim, yaptığınız iş ile ilgili bir Facebook sayfası açmanız, Facebook'ta işinizle ilgili paylaşımları bu sayfanızda yapmanız ve gezinirken de yorumlarınızı bu kimliğinizle bırakmanız daha profesyonel ve güvenilir bir izlenim yaratmanızı sağlar.

Sorularınız ya da yorumlarınız varsa lütfen paylaşın :)


Bu yazıya Ahmet Kırtok'un bir yazısı ilham oldu. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.

11 Ekim 2011 Salı

Koç Burcu Kadınına Yapılmaması Gerekenler

Burçlarla pek ilgim yoktur, sadece kendimin yani Koç burcunun özelliklerini bilirim. (ve %99 taşırım) Yıllar evvel Ekşi Sözlük'te böyle bir başlık görmüştüm. Okudukça tespitlerin doğruluğu beni çok şaşırtmıştı, çoğunu da kahkahalarla okudum :) Beğendiklerimi bir araya getirmiştim. Tek tek yazanların sahibini bilmiyorum maalesef. Şimdi o derlemeyi arşivden çıkarıp sizlerle paylaşıyorum. :)


KOÇ BURCU KADININA YAPILMAMASI GEREKENLER

-İki de bir "neyin var?" diye sormak.

-Herhangi bir konuda zorlamak.

-Emir kipleri kullanmak.

-Yalakalık yapmak.

-Sorularına yüzeysel cevaplar vermek.

-Çok ama boş konuşmak.

  • Onun organize etmiş olduğu -ki organizasyon onun birincil görevi/yeteneği/hobisi/özelliğidir- programlari ertelemeyin, hele hele iptal hiç etmeyin, söz verdiğiniz bir şeye hiç bir sekilde su koymayın. Önce gazı vererek heveslendirip (aslinda o her zaman gazdır) sonra o hevesi kursağında bırakmayın. 
  • Peşinden koşmayınız, sıradan olmayınız, onu sürekli maceradan maceraya sürükleyiniz, her zaman gizemli ve ilginç olunuz. 
  • Söyleyecek bir şeyi varsa sakın onu dinlememezlik etmeyin. Bırakın içindekileri döksün. Ne söyleyecekse söyleyip rahatlasın. 
  • Tartışma anlarında, "Sesini yükseltme", "Sakin ol!", "Ne kadar asabisin" gibi laflar etmeyin. Bu onu daha da sinirlendirir. 
  • Çekingen davranmayın. Açık ve net olun, lafı dolandırmayın. Böyle pısırık, asosyal bir tip olmayın. Onun yanında asla liderlik taslamayın öncülük yapmayın. Hep hı hı diyin, her şeyde onu destekleyin. Sizi başının üzerinde taşır o zaman. Yamuk yaparsanız, düşüp kafanızı gözünüzü yarabilirsiniz. 
  • Asla ona 'sıradan insan' muamelesi yapmayın. Ve asla aptal yerine koymaya kalkmayın. Onu anında kaybedersiniz.. 

Ve de en önemlisi oyunlarınızı kendinize saklayın. Yapmacıklıktan, derin hesaplarla yapılan basit oyunlardan nefret eder. Ama sabrı taşana kadar da salağa yatar. Siz anlamazsınız ama o her şeyi anlamış ve yavaş yavaş sizden uzaklaşmaya başlamıştır.

Gözünün içine baka baka aptal yerine koymayın hatta bunu çaktırmadıgınızı zannetme hatasına hiç düşmeyin. Böyle bir hataya düştüyseniz onun size hatırlatması için zaten çok beklemenize gerek kalmayacaktır.

  • Hayata bakış açınızı onunkiyle kesiştirmezseniz o bunu yapmak için hiç uğraşmayacaktır. 
  • Güllü dallı iltifatlar, yalakalıklar sizin uzayda bilinmeyen bir cisim halini almanıza yarar ancak illa ben bilinmeyen cisim olucam diyosanız buyrun hiç çekinmeyin. 
  • Renklerden en çok siyah ve beyazı, özlü sözlerden "ya hep ya hiç"i sevmesi, muğlak insan ve olaylardan koşarcasına kaçtıgını yeterince gösterir zaten.. 

KOÇ BURCU KADINI vs. KARŞI CİNS

Eğer erkekseniz ve bir koç burcu kadınıyla arkadaş olmaktan öte bir amacınız yoksa;

Eğlencenin dibine vurmanız için en iyi partneri, gerçekçi tavsiyeler veren bir dert ortağı, sır küpünü, sağlam bir omzu, ağlama duvarını, gülme denizini buldunuz ve hayattan alınabilecek keyifler için onu iknaya çok uğraşmanıza gerek kalmayacak demektir.

Eğer erkekseniz ve bir koç burcu kadınıyla arkadaş olmaktan öte sevgili olmak da istiyorum deliler gibi diyorsanız;

Başınıza bela aldıgınızı söylemek bir felaket tellallığı olmayacaktır. Zira bu belanın "tatlı" oldugu istatistiklerce kanıtlanmıştır defalarca.

Onun, karşı cins oldugu için yapacağınız erkekçe çakallıklarınızı yiyeceğini asla düşünmeyin. Gerektiğinde bir erkek gibi düşünmek bu kadının en "erkeklerin işine gelmeyen" özelliğidir.

Kıskanma ve kıskandırma gibi amaçlar barındıran stratejileri uygulamaya çalışmayın. Yemez.

Karşısında daha güçlü bir erkek görürse aşık olma ihtimali yüksektir. Geri kalanı için ihtimal düşük.

Cesur, kararlı, güçlü bir adamsanız, bu hatunu etkilediyseniz getirisi çok yüksek olacaktır.


=)


23 Eylül 2011 Cuma

Dersimiz: İnternette Dükkan Açmak Yer:.. Tarih:..

Herkese merhaba! İstanbul’a ve bloguma uzun ramazan ve bayram arasından sonra hızla geri döndüm ve hayata ve sizlerin karşısına yeni fikirler ve daha girişimci bir ruhla çıkıyorum. :) Bu defa çok ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir fikrim var, bilmem siz ne dersiniz? Son 1 aydır aklımda aslında ama şimdilik bir nabız yoklama olacak, duruma göre hayata geçireceğim. 

Biliyorum ki internette dükkan açan ya da açmayı düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. El emeği üreticileri yaptıklarını değerlendirerek ev bütçesine katkı sağlamak, tasarımcı gençler işlerini internet ortamına taşıyarak satış-pazarlama yeteneklerini geliştirmek ve isimlerini duyurmak istiyor. Benzer şekilde ürettiklerini/sattıklarını internet ortamına taşıyarak işine başka bir boyut kazandırmak isteyenler var. 

İşte şimdiye kadar blogum vasıtasıyla paylaştığım bu bilgileri, reel ortama taşımak istiyorum. Bir tarih belirleyip o gün bir araya gelsek, online dükkan açmaktan, blog yazmaktan, tanıtım yapmaktan..konuşsak diyorum, ne dersiniz?


Ben, başlangıç için belli konu başlıkları belirleyeceğim, ancak sohbet tabi ki sizlerin sorularıyla ilerleyecek. Özellikle konuşulmasını istediğiniz konular varsa yorumlarda yazabilirsiniz.

Bu buluşmaya kimler gelmeli?

Girişimci adayları, kendi işini kurmak isteyenler, internette dükkan açmak isteyenler, üniversite öğrencileri, yeni mezunlar, bloggerlar, tasarımcılar, el emeği üreticileri.




                                                                          Kaynak

Şahsen bu tip etkinliklere sık sık katılmaya çalışırım ve çok keyif alırım, bulunmaz bir networking ve beyin fırtınası fırsatıdır benim için. O yüzden birbirimiz için çok faydalı olacağını tahmin ediyorum.

Gün olarak 8 Ekim 2011 Cumartesi diyorum, o gün programınız yoktur inşallah. Duruma göre tarihi değiştirebiliriz. Yer olarak da Beyoğlu/Galata’da yer alan Bloggers’ Base veya Esentepe Astoria AVM içindeki Caffé Nero olabilir. Ya da gelecek olanlarla başka bir yer belirleriz. :)

Bu buluşmadan arkadaşlarınızı haberdar eder ve yazıyı sosyal mecralarda paylaşırsanız konuya ilgi duyan başkaları varsa belki onlar da gelmek ister. Bunun için etkinliğin Facebook sayfası: http://www.facebook.com/event.php?eid=269459096410630
Buradan hem katılım durumunuzu bildirebilir, hem de profilinizde paylaşabilirsiniz.

Aslında dileğim bu buluşmaların düzenli olarak tekrarlanması ve her buluşmada gelenlere yeni bir şeyler verebilmek ve tabi ki sayımızın gittikçe artması. Şimdilik nasıl olacağını ben de bilmiyorum. :)

Şimdilik benden bu kadar, fikirlerinizi ve önerilerinizi paylaşırsanız çok mutlu olurum. 



***Bloggers' Base hakkında bilgi ve mekanın haritası burada.
      Astoria AVM ulaşım bilgisi burada

***Kendimle ilgili kısa bir bilgi:

Yaklaşık 3 senedir el yapımı ürünlerin satışının yapıldığı yerli ve yabancı sitelerde dükkanlarım var ve hobi olarak onlarla uğraşıyorum. Hobi olarak diyorum çünkü sadece ek gelir oldu şimdiye kadar ama ben her zaman profesyonelce baktım olaya ve o şekilde yürütmeye çalıştım. 

Bu süreçte dükkan düzenleme ile mağaza, ürün ve müşteri ilişkilerini yönetmekle ilgili temel becerileri edindim. E-ticaret ve pazarlama üzerine uzmanlaşmak isteyen bir genç olarak, benim için kafa göz yararak kazandığım çok değerli deneyimler oldu bunlar. Bloguma da bu sayede başladım diyebilirim. Dükkan sahiplerinin potansiyellerini en iyi şekilde kullanmalarına katkı sağlamak için blogumda “tasarımcılar ve el emeği üreticileri için internette dükkan açma ve satış yapma” ile ilgili yazılar yazmaya başladım. (Bu yazıların tümüne buradan ulaşabilirsiniz.) 

5 Temmuz 2011 Salı

Hediye Çekilişi Sonuçları


Accessorize kolye ve mineli kelebek toka hediye ettiğim çekiliş dün gece sona erdi..:)

Çekiliş 27 Haziran-4 Temmuz arasında sürdü ve 47 kişi katıldı, katılan herkese çok çok teşekkür ederim :) Ve işte sonuç.....Drırrırımmmmm.............





Katılan 47 kişi arasında 19.sıradaki Selda Bolat kazanan oldu :)

Tebrik ederim Seldacım, keyifle kullanmanı dilerim hediyelerini. Bana isim ve adres bilgilerini gönderirsen bu haftaiçi kargolarım.

Katılanların listesi de burada:

Çok yakında yeni bir çekilişte görüşmek üzere, tekrar herkese çoookkkk teşekkürler :)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

El Yapımı Ürün ve Tasarımları Mağazalarda Satmak, Butiklerle Konsinye Çalışmak -1


El emeği ürünlerinizi ve tasarımlarınızı mağazalara konsinye vermek, hatta toptan siparişler mi almak istiyorsunuz?


Kendi tecrübelerim ve okuyup sizin için derlediklerimle, mağazalara nasıl ulaşabileceğinize dair 2 bölümlük bir yazı hazırladım. Eminim farklı ve belki yaratıcı yöntemlerle ürünlerinin çeşitli mağazalarda sergilenmesini sağlayan, değişik mağazalarla çalışmaya başlayanlar vardır. Onlar da deneyimlerini burada paylaşırsa çok mutlu olurum.

İlk bölüm olan bu yazıda uygun dükkanları tespit etme, 2. bölümde onlarla iletişime geçme üzerine bilgiler var. Böylece yaşadığınız şehirden başka bir şehirdeki dükkanlarla da çalışma fırsatı bulabilirsiniz.

Ayrıca bu yazının sonunda konsinye çalışabileceğiniz bir yerle ilgili bilgiler de bulacaksınız :)

Evet, başlayalım..:)


Her şeyden evvel ürünlerinizin butiklerde yer almasını istiyorsanız, çok nadir olarak onlar gelip sizi bulacaktır. Yapmanız gereken sizin o mağazalarla iletişime geçmeniz, yani farklı mağazalarla çalışabilmek için girişimci ruhunuzu kullanmanız gerekiyor.

Peki nasıl olacak? Kendiniz girişim yapmak durumunda olduğunuza göre, ya işlerinizden en güzel birkaç tanesini bir çantaya koyup, dükkanları gezip kendinizi tanıtarak olaya girecek ya da önceden o mağazaların sorumlu kişileriyle telefon ya da e-mail yoluyla iletişime geçerek ardından ürünlerinizle mağazaya gideceksiniz. Ben yapamam, çekinirim deme şansınız ise maalesef yok, kendinizi daha rahat hissettirecekse en iyi ihtimal önden bir mail ile iletişime geçip onların sizi çağırmasını sağlamak olabilir. Ki 2. bölüm olan sonraki yazımda bu konuya daha ayrıntılı değineceğim.


Peki işe nereden başlamalı, nasıl yapmalı?


1. Her şeyden önce "ya beğenilmezse, ya beni geri çevirirlerse.." gibi düşünceleriniz varsa hepsini bir kenara koymalısınız. İşlerinize güvenmeli ve aynı zamanda reddedilmekten korkmamalısınız. Çünkü büyük ihtimalle sizi geri çevirenler çalışmak isteyenlerden daha fazla olacak. O yüzden bu sizin moral ve motivasyonunuzu bozmamalı, bir sonraki dükkan için araştırma ve geliştirme çalışmalarına devam etmelisiniz. :)


2. Bundan sonra ilk olarak yapmanız gereken sizin tarzınızda ürünler bulunduran, hitap ettiğiniz müşteri kitlesinin ziyaret ettiği ve ürünlerinizin fiyat aralığında satış yapan dükkanları tespit etmek.

Chicwish
Bu unsurlar neden önemli?

Ürün:

Çok güzel tasarımlarınız olabilir, orijinal ve insanların ilgisini çekeceğinden emin olduğunuz ürünler yapıyor olabilirsiniz ama bu demek değil ki o ürün her yerde her şartta satar! Satış yapmak istediğiniz mağazanın ürün grubu ya da conceptiyle ilgili bir ön araştırma yapmanız yararınıza olacaktır. Eğer o dükkan ve müşteri kitlesine uygun ürünler yapıyorsanız, sipariş alma olasılığınız daha yüksek. Onlara yoğunlaşmak hem vakit kaybetmenizi önleyecek hem de olumlu cevap alma olasılığınızı artıracaktır.

Örneğin doğal malzemelerle yapılan ürünler satan bir mağaza, metal takılar bulundurmak istemeyebilir. Bu da son derece normaldir. Dükkanın bir concepti varsa, onun dışına çıkmak istemeyecektir.


Wish Wish Wish Blog
Müşteri Kitlesi:

Mağazaya kim geliyor, ne tür ürünlere ilgi gösteriyorlar? Mağazanın müşeri kitlesi klasik çeyizlik ürünler arıyorsa, sizin keçe yastıklarınıza ilgi gösterir mi? Ya da keçe yastık arıyorsa, fistolu, janjanlı kırlentler alırlar mı?

Fiyat:

Fiyat aralığı da en az ürün grubu kadar önemli. Her iki yönden.

Nispeten üst gelir grubuna hitap eden mağazalarda çok ucuz ürünlere yer verilmeyeceği gibi, ürünlerin fiyatı o mağazanın müşteri kitlesi için fazla pahalı da olabilir.

Diyelim ki çanta yapıyorsunuz, ama çok emekli ve çok zaman alıyor. Haliyle bununla doğru orantılı bir fiyat biçiyor ve altına düşemiyorsunuz. Konsinye alan mağaza da üstüne karını koyarak bir etiket koyuyor. Çanta ne kadar güzel olsa da rafta bekleme süresinin uzayacağı muhtemel..Sizin ihtiyacınız olansa ürünlerin düzenli olarak erimesi, düzenli şekilde yeni sipariş almanız. Ya o mağazaya uygun, daha uygun fiyatlı neler yapabilirim diye düşüneceksiniz, ya da çanta rafta bekleyecek..
Veya sipariş alabilmek için düşük fiyat talep ettiniz. Özellikle toptan sipariş çalışacaksanız, eğer talep ettiğiniz fiyat ürünleri yapmaya harcadığınız zamanı karşılamazsa o iş kısa bir süre sonra sizin için sürdürülebilir olmaktan çıkar.

Bu sebeplerden dolayı çalışmak istediğiniz mağazaları ürün grubu, fiyat aralığı, yeri ve müşteri kitlesi kriterlerini göz önünde bulundurarak tespit etmek gerekiyor.

Wish Wish Wish Blog
3. Peki, sıra geldi bu dükkanları bulmaya..Aşağıda saydığım yollardan faydalanabilirsiniz:

-Moda, ev tekstili, şehir..dergileri bu dükkanlardan haberdar olabileceğiniz kaynaklar. Oradan adres ve iletişim bilgilerini de toplayabilirsiniz.
-Kitapçılarda özellikle İstanbul’a dair çeşitli mekan va mağazalara yer veren kitaplar var. Onları karıştırmanız faydalı olabilir.

-Eh, çıkıp şöyle bir dolaşmak da gerek tabi..

İstanbul Anadolu Yakası’nda, Kadıköy Altıyol-Rexx Sinema-Akmar Pasajı bölgesi içinde ve Bağdat Caddesi’nde son zamanlarda farklı trend dükkanlar açıldı ve açılmaya da devam ediyor. Bu mağazalarda farklı kişilerin ürünlerini bulundurduklarını görüyorum.

Avrupa Yakası diyince de tabi ki Galata, İstiklal Caddesi, Galatasaray, Cihangir ve Nişantaşı-Teşvikiye bölgesini de gezmeden olmaz. Buralarda yine konsinye çalışan ve daha güzeli, fiyatı ne olursa olsun gerçekten farklı, tek ürünlere ilgi gösteren dükkanlar var. Çünkü bu dükkanların müşterileri de böyle parçalar arayan kişiler.

Bunları keşfe çıkmak size kalmış. Unutmayın! Bu tarz butikleri keşfetmek istiyorsanız ana caddeden içeri, sokaklara girmelisiniz.

-Şenlik, kermes..gibi etkinlikleri takip etmelisiniz. Elbette bu sadece mağazalarla çalışmak için değil, genel networking için önemli bir konu ama bu tip etkinliklerde dükkan sahipleri de bulunduğu ve zaten orada bulunma amaçları farklı ürünler keşfetmek olduğu için böyle etkinlikler kaçırılmaz bir fırsat. Yani normalde onlara gidip “ürünlerimi nasıl buldunuz” demek başka, o ortamda tanışmak başka. Çünkü zaten onun için oradalar.

Böyle etkinliklerde mutlaka bütün standları gezin, olabildiğince çok insanla sohbet edin. Ama nacizane bir tavsiye, iyi niyetle bile olsa teknik konulara çok fazla girmemeye çalışın, o kadar çok tasarımcı kopya olayından muzdarip ki, ürünle ilgili bilgi almaya çalıştığınızı düşünüp bir anda şüpheci bir tavır takınıyorlar.

-Facebook

Beğendiğiniz Facebook sayfalarının "beğeniler" bölümünde yeni keşifler yapabilirsiniz. Ve elbette o sayfaların "beğeniler"i de sizi başka sayfalara götürecektir. İşe çok takip edilen moda bloggerlarının sayfalarıyla başlayabilirsiniz. Ya da benim sayfamın beğenilerine de göz atabilisiniz. (Sayfaların sol sütununda, aşağıda yer alır) Buradan



Kartvizit Bastırın

Eğer çalışmalarınızın dükkanlarda yer almasını istiyorsanız, kartvizitinizin olması; hem daha profesyonel bir görünüm çizmenize yardımcı olur, hem de bilgilerinizin kaybedilme olasılığını azaltır. Üstelik sosyal ortamlarda ve etkinliklerde insanların sizi hatırlaması ve size ulaşabilmesi için çok önemli.

Sakın sadece bir firmada çalışan insanların kartviziti olduğunu düşünüp “ben kartvizite ne yazayım ki” demeyin. Artık üniversite öğrencilerinin bile kartvizi var. İsimlerinin altında okudukları bölüm yazıyor :) İlla ki bir şey de yazması gerekmiyor, önemli olan markanız ve isminizle iletişim bilgilerinizin, varsa internet sitenizin bulunması. Ne internet sitesi, ne mail adresiniz..yoksa bile isim ve telefon numaranızın yazdığı bir kartvizit olmalı. Düz beyaz fon yerine, matbaada tarzınıza uygun bir grafik seçerek kartviziti daha dolu hale getirebilirsiniz. Hatta benim de yaptığım gibi arkasına birkaç ürün fotoğrafı koyabilirsiniz.

Eveet, sıra geldi konsinye çalışabileceğiniz bir yerin adresini vermeye.

Burası, benim de ara ara kedi broşlarımdan verdiğim “Nahıl”.


Nahıl, KEDV'in (Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı) işletmesi. Satılan ürünlerin bir kısmı (özellikle doğal ürünler, banyo ürünleri ve geri dönüştürülen malzemelerle yapılan aksesuarlar) proje kapsamında Mardin'deki atölyelerde kadınlar tarafından yaplıyor ve oradan geliyor. Bir kısmı İstanbul ve başka illerden çeşitli el emeği üreticisi kadınların yaptıkları ve ayrıca 2. el giysi ve aksesuarlar da satılıyor.



Nahıl'da ürün yelpazesi geniş. 2 .el dışında kolyeden yaka iğnesine, yastıktan mutfak önlüğüne, patikten oyuncağa, kaplı defterlerden kitap ayraçlarına, doğal sabunlardan banyo setlerine farklı ürünler bulunuyor. Ancak olmazsa olmaz şartları doğal malzemelerden yapılmış olmaları.
Yerleri Beyoğlu, İstiklal Caddesi'nde.

Nahıl'ın sitesinde ürünleri var, bakıp sizin yaptıklarınızla örtüşüyor mu görebilirsiniz. Sitedekilerin çoğu artık dükkanda yok ve devamlı yeni ve farklı ürünler geldiği için her biri siteye eklenmiyor. Ama yine de concept açısından size fikir verecektir.

Nahıl'a giderek dükkandaki ürünleri görmenizi ve mağazanın yetkilisi Şule Hanım'dan müşterilerin ne tarz ürünlere ilgi gösterdiklerini ve şu ara dükkanda nasıl şeyler satmak istediklerini öğrenmenizi öneririm.

Ayrıca Nahıl'a sık sık özel günlerle ilgili ya da kişiye özel sipariş isteğiyle gelenler oluyor. Ya da kurumsal etkinlikler, kurumsal hediyeler için ürün talepleri geliyor. Nahıl, sizin o kişilerle iletişime geçmenizi de sağlıyor.

Giderken en güzelinden birkaç örnek işinizi götürmeyi unutmayın :)



Bu yazıda, birlikte çalışabileceğiniz çeşitli dükkanları tespit etmek üzerine bildiklerimi paylaşmaya çalıştım.

Yazının 2. bölümünde mağazalarla önceden mail yoluyla nasıl iletişime geçmeli, nasıl bir mail yazmalı üzerine birkaç not yazacağım. Eğer sizin de eklemek ya da sormak istedikleriniz varsa lütfen yorum bırakın, yorumlarınızla yazı daha faydalı hale gelecektir :)

27 Haziran 2011 Pazartesi

Limon Yeşili'nde Çekiliş Var: Kelebek Tarak Toka ve Accessorize Kolye :)

Sevgili Limon Yeşili okuyucuları, yorumlarıyla yalnız olmadığımı hissettiren çok değerli arkadaşlarım, blogumda henüz hiç yarışma, çekiliş..vs düzenlemedim biliyorsunuz..Limon Yeşili takılarından birini hediye edeceğim bir çekiliş yapmak için sabırsızlanıyorum ama blog takipçilerinin sayısının 200 olmasını ya da Facebook sayfamın fanlarının sayısının 500 olmasını bekliyorum..Her ikisine de 50 kişi var aşağı yukarı..:) Bu arada çekilişimsi bir şey yapayım diyorum. :)



Resimde gördüğünüz kelebek tarak toka ve Accessorize kolyeyi, bu yazıya yorum bırakan bir kişiye göndermek istiyorum. Tek yapmanız gereken:

-Facebook sayfamı beğenmek,
-Çekilişi blogunuzda duyurmak ve buraya yazınızın linkini bırakmak.

Blogunuz yoksa;

-Facebook sayfamı beğenmek
-Bu yazıyı Facebook duvarınızda paylaşmak ve buraya yazmak

Sadece bu yazıya bırakılan yorumları değerlendireceğimi hatırlatmak isterim.





Bu basbayağı çekiliş oldu ama, neyse! :) 4 Temmuz 23.59'a kadar devam ediyor olacak, sonuçları 5 Temmuz sabahı yayınlayacağım. Çekilişle ilgili ya da aklınıza gelen her konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazın lütfen. (Tabi ki çekiliş için değerlendirmeye alınacak olanlar yukarıda şartları yerine getirenler olacak) Herkese bol şans ve sevgiler :)

20 Haziran 2011 Pazartesi

Sosyal Medyayı Kullanarak İş Bulmak İçin 5 Akıllı Yol

Fütürist, iş-gelecek tasarımcısı, teknoloji misyoneri, blogger, internet yazarı Ufuk Tarhan, “anlayın, yapın, işlem tamam” diyerek J Mashable.com’dan sitesinde yer verdiği makalenin çevirisini "tercüme eden olursa yayınlayacağını" söylemiş. Ben de yazıyı tercüme ederek kendisine gönderdim ve sitede yerini aldı. Yazıyı burada da yayınlıyorum:


Dan Schawbel Me 2.0’da yazıyor ve kişisel marka yönetimi konusunda danışmanlık veren Millenial Branding şirketinin kurucusu. Bugüne kadar Google, Harvard, Time Warner, IBM, ve CitiGroup’ta kişisel marka yönetimi üzerine konuşmalar yaptı. Daha detaylı bilgi için Personal Branding Blog adlı blogunu ziyaret edebilirsiniz.

Sosyal medya, doğru işi bulmanızı ya da size o işi bulabilecek doğru insanlarla bağlantıya geçmenizi gittikçe daha kolay hale getiriyor. İş arayan çoğu insan hala geleneksel iş arama yönetimlerini kullanıyor. New York Post’ta yayınlanan bir habere göre bir kadın 99 hafta boyunca 1000’den fazla iş ilanına başvurmuş ve sadece 2’sinden mülakat talebi almış. İş arayan her üç kişiden biri 1 yılı aşkındır işsiz ve ortalama bir kişi 5 aydan sonra iş aramayı bırakıyor.

Ama sizin sonunuz bu profesyoneller gibi olmak zorunda değil! Kim olduğunuzu, sizi piyasada diğerlerinden farklı kılanın ne olduğunu anlayarak ve online mecrada kişisel markanızı inşa ederek piyasada rekabet edebilir hale gelebilirsiniz. Kendi websitenizi açtıktan ve sosyal ağlarda profilinizi oluşturduktan sonra, sadece faturaları ödeyen değil, hayallerinizdeki işi kapmak için bağlantılarınızı ve yeteneklerinizi kullanmaya hazırsınız demektir.

Elance’a göre gittikçe daha çok firma sosyal ağları kullanarak işe alım yapıyor ve genç profesyonellerin %40’ı iş bulmak için sosyal medyayı kullanıyor.

1. Sosyal Grafiğinizi Yükseltin


                                           Magnet

İnsanlar diğer insanlar sayesinde iş bulurlar, bilgisayarlar sayesinde değil. Eğer çalışmak istediğiniz şirkette kişisel bir bağlantınız varsa iş bulma şansınız artar. Ancak tek yaptığınız iş ilanlarına CV’nizi göndermekse iş bulma şansınız pek yok demektir. Bundan 10 yıl önce, arkadaşlarınıza kimleri tanıdıklarını sormak ve onların nerede çalıştıklarını hatırlamak çok fazla çaba gerektirirdi. Şimdi ise sosyal ağlar sayesinde tüm bu bilgiler parmaklarınızın ucunda. İş arayanlar için bunun anlamı artık girmek istediğiniz şirketlerde çalışan insanlara kendinizi tanıtma imkanınızın olması. Eğer şirketseniz telefonla ulaşmaya çalışmak yerine kendinizi bu yolla tanıtabilirsiniz. İnternet sizin kişisel araştırma laboratuarınız. İşte size iş arama sürecinde yardımcı olacak birkaç araç:

LinkedIn: LinkedIn size işveren yöneticilere ulaşma imkanı veriyor. Profilinizi oluşturduktan sonra ilk olarak bütün e-mail kontaklarınızı yükleyin ki o listeyi temel alarak arama yapabilesiniz. Daha sonra lokasyon filtrelemesi yaparak firma ya da pozisyon araması yapın ve yüklemiş olduğunuz mevcut bağlantılarınızdan kimlerin sizi bu yöneticilere ulaştırabileceğini görün. LinkedIn’de hem çalışanlar hem de şirketlerle ilgili bütün bilgiler mevcut olduğu için artık sizden mülakatlardan önce haklarında gerekli araştırmayı yapmanız, yani görüşmelere ev ödevinizi yaparak gitmeniz bekleniyor.

InTheDoor.com: InTheDoor.com, Indeed.com’un veritabanındaki tüm işlerle, Facebook bağlantılarınızı örtüştürerek hangi bağlantılarınızın sizi belli işlere ulaştırabileceğini ortaya çıkartıyor. Arkadaşlarınızın çalıştığı şirketlerde iş bulabilir, farklı şehirlerde ya da firma veya pozisyon ismi ile arama yapabilirsiniz.

BranchOut.com: InTheDoor.com’da olduğu gibi, BranchOut da Facebook bağlantılarınızdan yararlanıyor. Temel farkı BranchOut’a Facebook profilinizden ulaşıyorsunuz. Facebook’ta profesyonel bir kimlik kurmak her zaman sıkıntılı olmuştur ve BranchOut buna çözüm getirmeye çalışıyor. En son Redpoint Ventures’tan aldığı 18 Milyon Dolarlık yatırımı, 3 milyondan fazla iş ilanı ve 20.000 staj ilanı ile gerçekten ciddi çalışan bir site. LinkedIn’de olduğu gibi burada da profil sayfanızda recommendations (tavsiye eden kişiler) bulunabiliyor ve FourSquare’daki gibi rozet kazanabiliyorsunuz.

2. Artırılmış Gerçekliği ve İş Arama Aplikasyonlarını Kullanın

İnsanlar artık birkaç dokunuşla iPhone veya Android’lerinden iş aramaya ve başvuru yapmaya başladı. LinkUp’a göre iş arayanların %20’si iş aramak için akıllı telefonlarını kullanıyor. Artırılmış gerçeklik, gerçek olanla bilgisayarla yaratılmış olan arasındaki ayrımı gittikçe kaldırıyor. Eğer iPhone kullanıcısıysanız, “Layar” uygulamasını mutlaka indirin. Yükledikten sonra “JobAmp Mobile” a gelin. Bu size mevcut lokasyonunuza yakın çevredeki firmaları ve açık olan pozisyonlarını gösterecek.

2009’da Mashable’da “En İyi iPhone İş Arama Aplikasyonları ”adlı bir yazı yazmıştım. O günden bu yana, aramanızda işinize yarayacak başka güzel aplikasyonalar keşfettim:

-CareerBliss (Ücretsiz) Firma bilgileri ve maaş bilgilerini bulabilirsiniz. Yaklaşık 3 milyon iş ilanı var.

-GoodJob ($4.99) İş arama sürecinize ait her şeyi organize edebilmeniz için.

-Real-Time Jobs (Ücretsiz) Twitter’daki iş ilanları için.

-BusyBee (Ücretsiz) Freelance çalışanlar iş fırsatları bulabilir.

3. Online Nüfuzunuzu İnşa Edin

                                         Rozet

On yıl öncesine kadar eğer belli becerilere sahip iseniz (örn. C++ programlama) bir iş bulmanız neredeyse garantiydi. Mezun olur olmaz bir iş bulabilirdiniz. Ancak ekonomi gelişip daha rekabetçi hale geldikçe firmalar daha farklı becerilere önem vermeye başladılar. İletişim, organizasyon, liderlik..vs gibi “soft skill” özellikler tercih sebebi haline geldi. Firmalar artık tutku, takım oyunu, ve kültürel uyum gibi özelliklere de önem veriyorlar. Günümüz dünyasında ise sadece bu 2 tip özelliğe sahip olmanız yeterli değil, online etki alanınızı oluşturmak durumundasınız. Eğer 2 aday kağıt üzerinde benzer niteliklere sahipse ve iletişim becerileri de aynıysa, farkı online’daki varlıkları yaratacak.
Online etki alanı kaç tane bağlantınız olduğu, bu bağlantıların kimler olduğu (ve onların da ne kadar etki sahibi olduğu), kaç kişinin ve kimlerin sizin oluşturduğunuz online içerikleri paylaştığı, kaç kişinin websitenize link verdiği.. ile ölçülen bir olgu. Online etkinizi ölçen ve bunu puanlayan Klout.com adlı site çalışanlar arasında gittikçe popüler hale geliyor. Eğer yüksek bir Klout puanınız varsa, diğer aday karşısında tercih sebebi olabilir. Firmalar online etkisi yüksek kişileri işe almak istiyorlar çünkü hedef kitleleri tarafından zaten tanınan kişilerle çalışmak istiyorlar. Firmalar, geniş networke sahip insanların daha üretken olduklarını, yeni iş fırsatları yaratmada, en iyi yetenekleri işe almada ve markalarını pazarlamada networkü dar olan isanlara göre daha başarılı olduklarını düşünüyorlar.

4. CV Yerine Multimedyayı Kullanın

Yakın zamanda yapılan bir OfficeTeam anketi, şirketlerin %36’sının “sosyal ve profesyonel ağlardaki profillerin CV’lerin yerini alacağını” düşündüğünü ortaya koyuyor. Gittikçe daha fazla profesyonel internette kendilerini tanıtmak için yaratıcı yollar kullanıyor. Rap videoları, “beni işe al” diyen bir blog ve SlideShare.net sunumları gibi örnekler var. Bu taktikler işe yarayabilir, hatta medyanın ilgisini çekerek bazı iş teklifleri almanızı sağlayabilir. İş arayan insanlardan çok küçük bir kısmı böyle yöntemler denediği için öne çıkıyorlar ve videoları ya da siteleri sosyal ağlarda çok geniş şekilde paylaşılıyor.
• SlideShare.net: Kendi PowerPoint sunumunuzu hazırlayın, SlideShare’e yükleyin ve networklerinizde ya da sitenizde paylaşın. Sunumunuz teknik becerilerinizi, projelerinizi..vb içerebilir. İşte bir örnek.

QR Codes: Sosyal ağlarda paylaşacağınız QR Code barkod ile işverenleri websitenize yönlendirebilirsiniz. Barkodu aynı zamanda basılı olarak da yapabilirsiniz. Örnek.


• Viral Videolar: Kendinizle ilgili ya da farklı videolar yapıp YouTube’a yükleyebilirsiniz. Kendinize ait bir video özgeçmiş de hazırlayabilirsiniz. Örnek.

• Yaratıcı Bir Websitesi: Yaratıcılığınızı kullanın ve kendi isminizle yaratıcı bir websitesi yapın. (isimsoyisim.com) Örnek

5. Kendinizi Bir Reklama Dönüştürün

İnsanların dikkatini çekmenin bir başka yolu da ulaşmak istediğiniz şirketler ya da kişilere kendinizin reklamını yapmak. En çok kullanılan yöntemler Facebook reklamları, Google AdWords, bloglara reklam vermek ve LinkedIn Reklamları. Bunlar aslında firmaların kullandığı yöntemler ama iş ararken kullanabilirsiniz.

2010 yılında Alec Brownstein çalışmak istediği şirketteki tepe yöneticileri hedef alan kendisiyle ilgili bir reklam hazırladı. Bu kişiler Google’da kendilerini arattıklarında, sayfanın tepesinde reklamları çıktı ve Alec Brownstein görüşmeyi kaptı. Amacınız işverenin dikkatini çekecek bir reklam olması ve linkin doğrudan websitenize ya da LinkedIn profilinize yönlendirmesi. Reklamınızın uzmanlık alanınızı net bir şekilde belirtiyor olması da çok önemli.

Açıklama: Yazar LinkedIn’de hissedardır.

Kaynak: Mashable.com

18 Haziran 2011 Cumartesi

110 Yıldır Sönmeyen Ampülün Sırrı ya da Planlı Eskime

Bugün milliyet.com’da bir haber vardı: California’daki bir itfaiye istasyonunda 110 yıldır yanan bir ampülün fotoğrafı ve onun sırrı..Yorumlarda ampülün içindeki ışığı Allah yazısına benzetenler olduğunu okudum. Belki haberi hazırlayanlar da bunu düşünerek böyle bir başlık kullanmışlardır..Ampülün içindeki ışıkta gerçekten bir şey yazıp yazmadığı ayrı konu ama o ampülün nasıl 110 yıldır yandığını merak ediyorsanız işte gerçek “sırrı”:


Birkaç ay önce bir belgesel izledim. “Çöp/İsraf Dağları” ya da diğer adıyla “Ampül Komplosu”

Belgesel kısaca “Planlı Eskime” olarak adlandırılan olguyu yani “kullan at” kültürünün ve tüketim toplumunun nasıl planlı olarak yaratıldığını, günümüz ekonomik sisteminin planlı eskime olmadan yürümesinin nasıl mümkün olmadığını anlatıyor. Ampül komplosu denmesinin sebebi bu olguyu, yüzbinlerce saat yanacak biçimde tasarlanmış ve üretilmiş olan ilk ampüllerin ömrünün nasıl adım adım kısaltıldığı üzerinden anlatması.

Türkçe altyazılısı var mı bilmiyorum ama İngilizce olanına buradan ulaşabilirsiniz:

Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Hikaye özetle şöyle:


İlk olarak 1924 yılında ABD’de kurulan bir elektrik karteli, ampüllerin saat ömürünün sınırlanmasına, daha sık değiştirilecek biçimde yeniden tasarlanmasına karar veriyor. Çünkü uzun ömürlü ampüller firmalar açısından ekonomik olarak avantajlı değil.

Böylece üretici firmalar gittikçe daha hassas ve ömrü 1000 saati aşmayan ampüller tasarlamak ve üretmek üzere bu kartel tarafından baskı altına alınıyor.

1929 yılında yaşanan Büyük Buhran’dan yani büyük ekonomik bunalımın ardından işsiz kalan insanların istihdam edilebilmesi ve ekonominin canlanması için en iyi çözüm talebi arttırmak. Ekonominin çarklarının dönmesi için tüketimin artması gerek, buna bağlı olarak üretimin artması ile birlikte istihdamın artması amaçlanıyor. Bunun için de çözüm yasal düzenlemeler ile planlı eskimeyi zorunlu hale getirmek..Ancak bu fikir 1950’lere kadar rafta kalıyor. 1950’lerde ise bu fikir tekrar su yüzüne çıkıyor ancak önemli bir değişiklik ile..Planlı eskimeyi zorunlu hale getirmek yerine insanlar için bu çekici hale getiriliyor. Daha yeni, daha iyisine sahip olmayı çekici hale getirerek..


Şu cümleler çok ilginç: “Avrupa’nın sonsuza kadar dayanacak ve en iyi ürünü üretme yaklaşımına karşı, Amerika’nın yaklaşımı Amerikan tüketicisinin bir ürünü belli bir süre kullandıktan sonra mutsuz olmasını, ondan kurtulmasını ve mümkün olan en yeni modeli almak istemesini sağlamaktır.”

Ampülden sonraki kurban külotlu çorap dediğimiz ilk naylon çoraplar..Piyasaya ilk çıktıklarında kadınlar
arasında bomba etkisi yaratıyor..Naylon çorapların bu kadar sevilmesinin bir başka sebebi inanılmaz sağlam olması. Sağlamlığını göstermek için üreticileri reklamlarda araba çekici olarak kullanıyorlar. Ama yine aynı sorun baş gösteriyor. Çorap o kadar sağlam ki bir kadın bir çorabı ömür boyu giyebilir! Ve yine aynı şekilde, firma mühendislerine çorabı daha hassas şekilde yeniden tasarlamalarını salık veriyor. (Bunu o zaman firmada çalışan mühendisin kızı anlatıyor)

Peki günümüzde kullandığımız teknolojik aletler? Printerlar, iPodlar..Belgesel’de anlattığına göre onlar da kısa sürede bozulmak üzere tasarlanıyor..Ve öyle ki çoğunun tamir ya da yedek parça masrafı, ya yenisinin fiyatına yakın, ya da daha fazla.

Gana’daki atık bilgisayar kasası dağları, bir adamın 1985’te Doğu Berlin’de aldığı buzdolabının içindeki hiç değiştirilmemiş ve hala yanan ampül, sonsuza kadar dayanan ipliği üreten mühendis filmi de diğer ilginç hikayeler..

Bugün kullandığımız anlamda “tüketim toplumu” olgusunun bundan sadece 60 yıl önce 1950’lerin Amerika’sında ortaya çıkmış olması ilginç değil mi?

Sizce reklamlar özendirici rol oynayıp insanların ihtiyacı olmayan şeylere sahip olmak için borç altına girmelerine mi sebep oluyor? Ya kredi kartı kullanımı ve tüketici kredilerindeki patlama? Peki ya o “tüketici dostu”, “çevreci”..bildiğimiz büyük firmalar da bunu yapıyor mu? “Ekonomiyi” canlandırmanın yolu tüketimi arttırmak mı? Belki de planlı eskime bundan 80 yıl önce radikal bir şeydi ama çağımız için o kadar olağan bir şey haline geldi ki, kimse sorgulamıyor bile..Siz ne dersiniz?

Edit: Belgeselin başlarında, elektronik aletler satan bir mağazada satış temsilcisi, bozulan printerını getiren müşteriye printerların tamir masrafının neredeyse yenisine yakın olduğunu söyleyerek kendisine broşürden modeller gösteriyordu..Birkaç gün önce benzer sahneyi kendim yaşadım..Satış temsilcisi aldığım cep telefonunun kırılma, hasar görme..vs durumlarında tamir masrafının €150 olduğunu (neredeyse cep telefonunun fiyatına yakın) ama 40 TL'lık bir sigorta yaptırırsam bu tamiri 1 sene boyunca ücretsiz yaptırabileceğimi söyledi. Ben de sigortayı yaptırdım..Benzer sahne dünyanın her yerinde tekrar tekrar yaşanıyor..

10 Haziran 2011 Cuma

Trendyol.com'dan Kampanya Talebi Aldım Ama...


2 gün önce beni çok sevindiren bir şey oldu..Trendyol.com'dan bir mail aldım. Mailde ürünlerimi pasaj.com'da gördüklerini ve kampanya yapmak istediklerini söylemişler. Sonra telefonda görüştük ancak benden 1000-1500 adet arası bir stok vermemi istediler :) Tabi ki ben takılarımı çok sınırlı sayıda yaptığım için bu tekliflerini maalesef geri çevirmek zorunda kaldım. Çünkü genelde tek yapıyor ve satıyorum. Benim için baya zor oldu ama yapacak bir şey yok..:(

Ama daha sınırlı adetlerde stok talep eden başka siteler de var mı diye merak ediyorum. İmkanlarımı zorlayarak da olsa belki onlarla çalışma durumu olabilir. Sizin başınıza geldi mi böyle bir şey? Ya da özel alışveriş siteleriyle kampanya yapanlar var mı aranızda? Satışlarınıza etkisi nasıl oldu ve olumsuz tecrübeler yaşayanlar oldu mu?

6 Haziran 2011 Pazartesi

El Emeği Dükkanınızda Ne Satmalı? İnternette En Çok Satan Ürünler Nelerdir?

Fotoğraf

Eğer el emeği ürünlerinizi, tasarımlarınızı internette satmak ve bunun için bir dükkan açmayı düşünüyorsanız ve bu yazıya rastladıysanız, doğru yerdesiniz : ) Çünkü bu yazıda, neyin çok sattığına dair öyle bir ipucu vereceğim ki, sizler de bunları yaparak ilk 6 ay sonunda bir para sayma makinası almak zorunda kalacaksınız ;))

Şimdiye kadar internette dükkan açma ve el emeği ürünlerin ve tasarımların satışına dair farklı yazılar yazdım. (Hepsine buradan ulaşabilirsiniz) Bugüne kadar işin “nasıl”ından bahsettim, bu yazıda ise biraz “ne satmalı” dan bahsetmek istiyorum.

Ürünlerinizi listelemiş, internet ortamında ve çevrenizde tanıtımlara başlamış ve heyecanla gelecek satışları bekliyor olabilirsiniz. Ya da henüz ürünlerinizi listelemek için cesaret ve bilgi toplama aşamasındasınız! Her nasıl olursa olsun, şüphesiz “ürün” işin en önemli kısımlarından birini oluşturuyor.

“Çok satış yapmanın” elbette bir çok bileşeni var ve “ürün” bunlardan sadece biri. Ama doğru kullanılırsa sizi daha ilk aşamada öne çıkartacak bir unsur.

Dolayısıyla ilk önce sorulması gereken soru belki de “ne satmalı”? Hepimiz tasarlamayı ve üretmeyi seviyoruz ve farklı alanlarda beceri sahibiyiz. Kimimiz çok iyi örgü örüyor..Öyle ki hem bir taraftan dizi izleyip bir taraftan örecek kadar uzman, hem de farklı teknikler biliyor :) Ya da kimimiz evde nikah şekeri yapıyor, kimimiz çanta dikiyor, iğne oyası yapıyor..vs

Bazılarımız ise aynı anda birçok alanda beceri sahibi..Bütün kurslara gitmiş, ahşap boyamadan, ebruya, kırkyamadan, takıya..Elinden her iş geliyor.

Peki sıra geldi, ne yapmalı sorusuna.. Evet, işte o ipucunu açıklıyorum:

1. Sadece tek bir ürün çeşidine/fikre odaklanın ve o ürünün farklı desen, model, renklerini çalışın!

Sanırım biraz hayalkırıklığına uğradınız, bu mu yani dediğinizi duyar gibiyim ;)

Bunun anlamı şu: Belki, ne kadar farklı ürün çeşidi olursa o kadar iyi olur, o kadar farklı sayıda müşteriye hitap eder diye düşünüyor olabilirsiniz.

Haklı olabilirsiniz ama burada durum biraz farklı. Dükkanınızda 2 tane bebek kapı süsü, 5 tane yazma, 6 tane kolye, 3 tane ahşap boyama çerçeve, 5 tane şal olmasındansa sadece bir ya da iki ürün grubuna odaklanmanız ve onların farklı renk, desen, model, boyut..vs çalışıyor olmanız daha anlamlıdır. Sadece belli bir (ya da 2-3) ürün çeşidi çalışıyor olmak ve hatta o ürünün farklı ihtiyaç ve zevklere hitap eden özellikte çeşitlerini bulunduruyor olmak daha avantajlıdır.

Bu şu demek: Daha niş, daha odaklı düşünerek bir ürün grubu belirleyin. Niş dar anlamıyla “küçük tüketici kitlesi” demek. Hatta şimdi “mikro niş” diye bir tabir çıktı. Buna örnek olarak yeni açılan yakın zamanda faaliyete geçecek olan fitbas.com sitesini verebilirim. Sadece ayakkabı satışı yapılan siteleri biliyoruz, şimdi ise sadece kadınlar için 34-35-36 ve 41-42 numara, erkekler içinse 38-39 ve 45-46-47 numara ayakkabıların satılacağı bir site açılıyor.


Pazarlama dünyasındaki bu gelişmelerin tesadüf olduğunu düşünmeyin kesinlikle. İşte siz de bu yüzden, bildiğiniz, yapabildiğiniz şeyler arasında bir eleme yapın, maliyet, hız, malzeme temini gibi faktörleri de göz önünde bulundurarak bir ya da birkaç ürün çeşidi belirleyin.

Aklıma şöyle bir örnek geliyor: Güzel, trendy bir etek kalıbı bulup, sadece o kalıpta keserek ama modelle oynayarak ve farklı kumaşlarla çalışılabilir. Ama bunun için çok sayıda kumaş ve/veya model seçeneği bulundurmalısınız, aksi halde dükkanınız fazla kısır bir görünüm çizebilir. İleriki zamanlarda kalıp, model çeşidini arttırmak, tarzınızla bütünleşen elbise, bluzlar..eklemek de mümkün tabii..

Bu esnada Türkiye ve dünyadaki trendleri takip ederek, neyin rağbet gördüğünü neye doğru bir eğilim olduğunu da tespit edebilirsiniz. (Daha evvel bir ürün fikri olarak "yeni moda bebek patikleri" diye bir yazı yazmıştım. Buradan okuyabilirsiniz)

Aynı zamanda, böyle odaklı bir sunum yaparak o işin uzmanı algısı yaratmış oluyorsunuz. Yani başka bir deyişle, yeni doğan için kapı süsü arayan bir kişinin aklına direk siz geleceksiniz. Çünkü o kişi biliyor ki, siz sadece o işi yapıyorsunuz, hep o işi yapıyorsunuz ve en çok çeşit sizde bulunur! X ürününü arayan kişi bilecek ki, sizde aradığını bulma ihtimali çok yüksek. Üstelik bu şekilde özel sipariş de alabileceksiniz çünkü insanlar özel sipariş vereceklerse bir işin uzmanıyla, işi o olan biriyle çalışmayı tercih ederler.

Bu noktada ise 2. önemli adıma geliyor sıra:

Diyelim ki elemeyi yaptınız, belli ürünlere odaklanacaksınız. Peki o ürünleri yapan, satan çok sayıda kişi varsa, yani rakip çoksa ve onlar da halihazırda yeterince tanınıyorsa?

Bence burada örnek ürün olarak yazmadan bahsedebiliriz. Her evde yazma oyası yapan birileri var herhalde ülkemizde değil mi? :) Peki, siz de yaptığınız yazmaları satmak isterseniz ne olur? Ben satamazsınız, satmaz demiyorum elbette..Ama oyalı yazmaları hem internette hem de piyasada çok yapan olduğu için buna zaman ve emek yatırımı yapmak çok akıllıca olmaz. O zaman ne yapmalı?

Ya o malzemeyi veya tekniği yeni ve yaratıcı bir şekilde yorumlamalı, ya sunumunu çok güzel, profesyonel, farklı..vs şekilde yapmalı ya da tamamen farklı ve kimsenin yapmadığı bir ürün/tasarım yapmanız gerekmekte.

Yani sizlerin var olan bilgi, beceri ve tecrübelerinizi mutlaka ama mutlaka “yaratıcılıkla” birleştirmeniz gerekiyor. Yoksa zaten her yerde olan şeylerden birini yapmış olursunuz.

2 Ters 1 Düz markasını duydunuz mu? Duymadıysanız İpek Arnas’ın tatlı mı tatlı tasarımlarından benim favorim olan birkaçını aşağıda görebilirsiniz. Sizce onu farklı kılan ne? (İpek Arnas eminim markasını inşa etmek için çok ama çok çalışmıştır ve hala da çok çalışıyordur, bu apayrı bir konu ama yorumlama biçiminin özgünlüğü su götürmez, siz ne dersiniz?)





Fotoğraflara baktığınızda neden bu örneği verdiğimi anlamışsınızdır.

Son olarak da, dükkanınızda belli sayıda ürünü her zaman bulundurmaya, 15 adedin altına düşmemeye çalışın. Ve de yukarıda bahsettiğim şekilde ürünün farklı ihtiyaçlara ve zevklere hitap eden ne kadar çok çeşidi olursa o kadar iyi olur.

Özetlersek, belli bir fikre/ürüne odaklanmak (eleme) ve özgün şeyler ortaya koymak (yaratıcılık) ve ürün sayısını belli bir seviyede tutmak hem kısa hem uzun vadede size kazanç olarak geri dönecektir.

Şu yazıya da bir göz atın. Etsy.com’daki (şimdi dağılmış olan) ilk Türk grubunun kurucusu Nakpunar tarafından önceleri kaleme alınmış bir yazı. Onu da okumanızı tavsiye ederim.

Peki sizler neler yapıyorsunuz, neler üretiyorsunuz? Satma aşamasına geçtiniz mi ya da orijinal fikirleriniz var ama satar mı diye mi düşünüyorsunuz?
Eklemek istediklerinizi ya da sorularınızı yazıya yorum olarak bırakırsanız çok mutlu olurum.

Not: 1,5 aydır blogumdan biraz uzak kaldım . Klasik sebeplerden ötürü..

Bu vesileyle, sevgili Aslı'ya, samimi mesajıyla bu yazıyı yazmamda bana verdiği itici güç için teşekkürü borç bilirim :)